öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2015 Salı

Akıl/Vicdan Tutulması & Neden?!

İki günde 30 şehit verilmiş bir ülkede yaşanan bir gece...

"Vatan sağ olsun" cümlesi ne kıymetli bir cümleymis. Söyleyemeyince işin içinden çıkılmıyor.
Sahi niye oluyor bütün bunlar?
İnsanlar nasıl bu kadar kötü olabiliyor..

Haberleri okudum az önce. Millet Kürtlere saldırıyormuş batıdaki illerde. İyi de neden?

Sonra düşünüyorum;  bu saldıran, aklı yetmeyen heyecanlı insanlar doğuda Kürt olarak doğsalardı.... Zamanında Kürtlerin gördükleri zulmü görselerdi, kesin onlar da dağa çıkardı. Yanlış anlaşılmasın o zulmü görünce dağa çıkmak normal falan demek istemiyorum, elbette değil... Demek istediğim, teröristler askerimizi şehit etti diye masum Kürt 'e saldıran zihniyetle, zulüm görüp dağa çıkma akılsızlığını yapan zihniyet ne kadar da birbirine benziyor... Şeytan aynı damarı kullanıyor... Nasıl bir akıl tutulması bu, ya da nasıl bir vicdan tutulması...

Yıllardır oynanan oyunu görmek, biz kardeşiz, bunu hissetmek, en önemlisi ortak paydamiz var kocaman: dinimiz!
Bunları anlamak bu kadar zor mu?

Nasıl teselli olacak şimdi geride kalanlar?

"Vatan sağolsun" yetecek mi??



Devamını oku...

2 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül ve o çocuk

Ne çok şey yazılmıştır Eylül 'é dâir..
Hangi kitaptan olduğunu bilmediğim bir kitap cümlesi bile var dilimde:

"Her eylül bir başlangıçtır. Seç bir eylül gel, sıra sende"

Başlangıçtır doğru.

Aslında sene başı Eylül olmalı, Ocak değil...

Yakmaz, üşütmez. .

Rengi sarı sanki...

Eylül deyip de hüzün demezsek olmaz! Öyle değil mi annecim? Anneme göre eylül hüzündür, evet...
Hayır annecim yapraklar ağaçları terk ettiği için değil,  babam bizi terk ettiği için bu böyle...

Evet, Bodrum'da sahile vuran çocuk beni de yaktı. O fotoğrafı her gördüğümde nefes alışım değişiyor.
Hele kızım suratımdaki ifadeyi görmüş olacak ki, heyecanla koşup " neye bakıyorsun anne ben miyim o resimdeki?" deyince....
Hayır kızım hayır sen değilsin deyip nasıl sarıldım ona..
Bencil!

Anne olmak insanı güçsüzleştiriyor!
Oysa o çocuk için de kıyafetler alındı, bizimkilerden farklı olsa da gelecek planları yapıldı, hastalandiginda üzülündü.  O çocuk da oyuncak oynadı, güldü, koştu...
Umuda çıkılan bir yolculuktu belli ki, sonucu umut değil cennet oldu.
Kulağa hoş geliyor böyle deyince, evet belki dünyanın dikkatini çekmeye sebep oldu o minik vücudun...

Mesele zaten sen değilsin,  dedim ya sen cennettesin,  mesele bu dünyayı bu hale getiren insanlarda...

Nasıl bu kadar acımasız olunabiliyor,  aklım almıyor.  Artık dünyadan nefret ettim iyice. Hele ki memleketim, canım ülkem.... hasretle gelmek istediğim güzel ülkem ne ara bu hale geldi, nasıl oldu?
Öyle yabancı hissediyorum ki kendimi...
Nasıl ya, nasıl bu kadar kirlendi burası....

O çocuk bedenini görmek duyguları ayağa kaldırdı sadece.

Ya evet yine herkes konuşuyor , lanet okuyor falan... Bakalım kaç gün sürecek...
En azindan birkaç gece ellerimizi açıp ağlayarak dua etsek... yalvarsak... bakın o zaman samimiyet var denebilir belki.

Çünkü herseyin bahanesi olabilir ama dua edememenin hiçbir bahanesi yoktur.

Çünkü  dua mevzuya ne kadar önem verdiğimizi gösterir !

O resmi görmek istemiyorum artık... kumsalda yüzü koyu yatan çocuk ölüsü değil görmek istediğim,  kalksan keşke... kalkıp kumlarla falan oynasan...
O zaman daha az utanırım belki insanlığımdan..

"Allah bizi insan eyleye" demiş Alvar imamı.... ne anlamlı dua!

Dedim ya, aylardan eylül... Küçük harfle yazacağım işte: eylül..

Ve hayır , o fotoğrafı paylasmayacağım....

Devamını oku...

1 Eylül 2015 Salı

Geldim...

Nasıl başlasam diye düşünüp duruyorum.
Aylar oldu yazmayalı.
Blog yazmak daha doğrusu yazı yazmak için , yazmaya harcadığın zamanın ötesinde, düşünmeye vaktin olmalı. 

Kendini dinlemeye... Bense, öyle yoğun bir yıl geçirdim ki ne kendimi dinlemeye fırsatım oldu ne de yazmaya...

Sonra, şimdilerde, hayatıma yepyeni bir başlangıç yapmışken, -aslında yerleşik hayata yeni geçtiğimden sanırım-  hayata yeni başlamisken düşünmeye vaktim oluyor yine..
Önce zihnimde oturuyor bazı şeyler dinliyorum, düşünüyorum , yetiniyorum, yetinmeye çalışıyorum, ille de hatırlatıyorum... üç gün diyorum, üç gün...


Velhasıl yine yazasım geldi:)

Ama heyecan yaptım nasıl başlasam ne desem ki falan diye...
Sonra güldüm kendime.
Sanki yüzlerce insan benim açıklama yapmamı bekliyormus gibi niye düşünüyorsam :) yaz istediğini , kimi okur kimi okumaz,  kimi merak eder kimi etmez... kimi hala buralardadir, kimi unutmuş gitmiştir....
Velhasıl sanırım ben geri geldim....

Başımı kaldırdım ve işte burayı gördüm, evimin manzarası...
Tam yazı yazılacak yerdeyim yani:)

Devamını oku...

28 Ağustos 2013 Çarşamba

El Yazısından Karakter Analizi: Yazı Boyutu ve Yazı Baskısı

El Yazısındaki Sır kitabından bahsettikten sonra, bu konuyla ilgili yazılar yazacağımı vadetmiştim. Daha önce yazının eğim yönünden bahsetmiştik. Üzerinden uzun zaman geçse de bugün yazı boyutumuzun ve yazı baskımızın karakterimizde nelere işaret ettiğiyle alakalı bilgi vermek istiyorum. Meraklıları hemen çizgisiz bir kağıt getirip üzerine istediklerini yazmaya başlasınlar... 




Yazının küçük olması; titiz ayrıntılara takılan biri olduğunuz söylenebilir. Bununla birlikte kolay konsantre olduğunuzu da ekleyebiliriz. Genel olarak bu özellikle ilgili her kaynakta kişinin çegingen ve utangaç olduğu yazıyor... El Yazısındaki Sır kitabında bunun sebebi 'kişi ayrıntılarla fazla ilgilendiği için sosyal ilişkilerde kendilerine odaklanır' şeklinde açıklanmış.

Yazının büyük olması; muhtemelen ayrıntılara önem vermeyen farkedilme çabası içindeki insanlar oldukları söylenebilir. Bu insanlar dışa dönük, insanlarla kuvvetli ilişkiler kuran insanlardır.Büyük yazının kendine güven göstergesi olduğunu söyleyenler de var...

Yazının normal boyutta olması; eğer diğer değerler de uygunsa dengeli bir kişilik gösteresidir.

Bir diğer özellikte yazının baskı özelliği:

Hafif baskılı yazının sahipleri, genelde çekingen, hayata asılmayan, kendilerini belli etmekten hoşlanmayan kişilerdir.

Orta baskılı yazı da dengeli enerji ve iletişim göstergesidir. Hayatta uğraştıkları şeylerle makul düzeyde ilgilenirler.

Ağır baskılı yazı sahipleri ise hayatı yoğun yaşayan, ısrarla hedeflerine doğru yürüyen, farkedilmekten korkmayan insanlardır...

Sonuçları bekliyorum;)

Her ne kadar tablette de olsa ben de el yazımı size gönderiyorum:))





Devamını oku...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Süprizzzz: Suyun Ötesinden Can Geldi!!

Sanirim herkes iyi süprizleri sever, öyle değil mi?

Süprizle karşılaşmak çoğu zaman güzel de, süpriz yapmak da çok zevkli birşey aslında...

İnsanlar şaşırtmayı seviyor, mutlu etmeyi de... E hem mutlu edip hem şaşırtmak da süpriz dedikleri şey oluyor işte...


Üniversite yıllarımdaydı.. Kaçıncı sınıftım hatırlamıyorum. Memlekete gidişler hep heyecan dolu olurdu, bilirsiniz.. Anneme kavuşacak, onu görecek olmak, evimde odamda birkaç sakin gün geçirmek çok ihtiyaç duyduğum şeylerdi.. Gerçi birkaç gün sonra sıkılmaya başlardım ama, yine de gidişler heyecen, dönüşler hüzün dolu olurdu hep. 


Bayram ya da uzun tatil değilse çok gitmezdim ben, o yüzden gidişlerim daha kıymetliydi. 


Yine bir memleket ziyaretimdeydi... Bu sefer anneme geleceğimi söylememiş, süpriz yapmayı kafaya koymuştum. Eve varmak üzereyken annemi aradım ve normal, her zamanki gibi muhabbet etmeye başladık. Evin kapısına kadar gitmiştim ama annemin hala geleceğimden haberi yoktu.

Sonra kapıyı çaldım ( bu arada hala telefondayız). Canım annem dedi ki: "kızım bekle bir dakika kapı çalıyor", sonra açtı kapıyı ve tabi ki karşısında beni görünce hem çok şaşırdı hem çok sevindi... 

Çok eğlenceliydi çok...

Şimdiye kadar yaptığım yapacağım en büyük süpriz ola ola bu kadar oldu anneme. 

Ama annem geçen gece benim için bundan çok daha büyük bir süpriz planlamış...:)


Yeğenim gelecekti yazı burda geçirmek için. Ben de heyecanla onu bekliyor, bir yandan da hazır yeğenim geliyorken annem de ona eşlik ese diye düşünüyordum ama gel gör ki Türkiyeden göndermiyorlar, annem de yol uzundu masrafı çoktu derken gönüllü gözükmüyordu. Mecbur kabullendim gelmeyeceğini...


Yeğenimin geleceği gece, Amerika içindeki uçağı kaçırınca gelmesi dört saat kadar gecikmiş, vakit sabaha yaklaşmıştı. Ben de, uyanmış küçük misafirimin gelmesini bekliyordum. Nitekim kapı açıldı, bir senedir görmediğim yeğenimle bir güzel sarmaştık:) 

Sonra yeğenim beni arabada eşyalar var diye eşimin yardıma çağırdığını söyledi. Ben koca valizlere nasıl yardım edeceğim acaba diye düşünerekten dışarı çıktım ve bagajdaki küçük çantayı alıp eve girmek üzere geri döndüm. Ve işte o an annemi gördüm arkamda. Yarı ağlamaklı, yarı sessiz kahkahalı:) enterasan bir kucaklaşma gerçekleşti...


Velhasıl, annem yıllar önceki süprizimin rövanşını almış oldu:))


Uzak diyarlarda gurbette olanlar çat kapı anne gelmesinin nasıl bir hissiyat olduğunu bilirler sanırım. Bu yazı da benim için çok çok güzel bu olayın hatırası olsun:)


Süprizler güzel şeyler;)


Önce Rabbime, sonra da bu süprizde emeği geçen herkese, özellikle fikir babası yengeme:) burdan çok teşekkür ediyorum...


Yengeme not: Bu kesin senin fikrin tamam ama o aynalı dolabı salona almak gerçekten benim fikrimdi:)))


Devamını oku...

15 Haziran 2013 Cumartesi

Parantezsizlik...

Her insan korkar mı yanlış anlaşılmaktan? 
Konuşurken açıklama yapma isteği bütün insanlarda var mıdır? 
Hele ki derdimizi anlatıyorsak nasıl da açıklamalar yaparız, öyle değil mi? 
'Böyle olduğundan şöyle oldu, şöyle olduğundan da böyle...'
Eğer bir de suçluysak bilemeyiz nasıl ikna edeceğimizi, açıklamaları dizeriz arka arkaya, bahane uydurduğumuzu hissetmesin diye ordan burdan laf getiririz....

Parantezler açarız yani, yetmeyen cümlelere...
Dipnotlar düşeriz sayfa altlarına...

Bitmez anlatmalarımız, nefsimiz için olan avukatlığımız...

Parantez lazım insaoğluna, açıklamalar yapsın karşıdaki bizi yanlış anlamasın diye.....

Ben sevmiyorum parantezleri.. Açıklma yapmasam, ben anlatmadan bilse, beni gerçekten anlasa, söylediklerimi zaten biliyor olsa, kalbimdekilerden, hem de benim bile habersiz olduklarımdan haberdar olsa...

Ve ben ona gittiğimde kelimelerin yükünden kurtulsam...

Biliyorum anladınız demek istediğimi, dua etmekten bahsediyorum...

Parantezsiz konuşabildiğim, en yakınım, en gerçek dostum, anlatacaklarımı zaten bildiği gibi, istediğim herşeyi -bana gerçekten lazımsa- verebilecek olandan bahsediyorum...

Kabir azabından korunmamız için her akşam okumamız tavsiye edilen Mülk suresinde ne buyuruluyor bakın:

“13 – Sözünüzü ister içinizde gizleyin, ister açığa vurun, hepsi birdir. Zira Allah gönüllerin künhünü dahi bilir.
14 – O yarattığı mahlûkunu hiç bilmez olur mu?
(İlmi herşeye nüfuz eden, herşeyden haberi olan) latîf ve habîr O’dur.”

Ben çok seviyorum bu ayeti. Bir yerde de bu ayetle edilen duanın makbuliyetinin fazla olduğunu okumuştum.

Herşeyi zaten biliyor!

Ne diyor Mektubatta:

"Dua eden adam anlar ki, Birisi var onun hatırat-ı kalbini işitir"

Ve bunun için dua edilir. O'nunla konuşmak için...

Bizim elimizi kaldırıyor oluşumu O'nun bize 'buyur kulum' demesindendir zaten...

Başka bir ayet:" Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var"

Çok ciddi bir söz bu aslında. İsterseniz tersten bakalım:

Duan yoksa önemsizsin. Namazı bitirip elini kaldırmadan seccadeni topluyorsan mesela... Gece yatıp sabaha kadar uyuyorsan ya da... En kıymetli zamanları kaçırıyorsan yani, O'nunla paylaşmıyorsan.... Ehemmiyetsizsin!

Neden bu kadar önemli peki? 

Dua eden adam acizliğini kabul etmiş demektir.  Dua eder çünkü ihtiyaç hisseder, bu his de acizliğini kabul edince gelir... Secde bu yüzden Yaradana en yakın yerdir; aciz olduğumuz, küçülebildiğimiz kadar küçüldüğümüz için... Ve bu yüzden de kıymetlidir namaz... İçinde 80 kere secde olduğu için...

Yine tersten bakalım mı? 

Dua etmeyen, ihtiyaç hissetmiyor demektir, ihtiyaç hissetmeyen kendini büyük gören demektir, kendini büyük görende hakim duygu kibirdir ve kibir; şeytanı şeytan yapmıştır!

Çok matematiksel bir anlatım oldu ama öyle matıklı gerçekler ki bunlar... 

Yine bir alim sözü:

"Bir kul helak edilecekse kalbinden önce dua etme isteği alınır"

Ellerimizi kaldırmadan kalkmayalım seccadeden...

Unutmayın, parantezlere ihtiyacınız yok:)




Devamını oku...

13 Haziran 2013 Perşembe

El Yazısından Karakter Analizi: Yazınızın Eğim Yönü

Daha önce size  bu  yazımda el yazısından karakter tahliline olan ilgimin nasıl başladığını ve bu ilginin nerden geldiğini anlatmıştım. Yazının sonunda da demiştim ki, belki ara ara sizinle bu konuyla alakalı yazılar paylaşırım. İşte bu yazı onlardan biri olacak;)
Belki aranızda ilgi duyanlar vardır.

Şimdi hadi herkes çizgisiz beyaz bir kağıt alsın eline ve her zaman yazdığı gibi bir yazı yazsın. Cümlenin anlamı önemli değil. İsterseniz daha önceden yazdığınız bir yazıyı inceleyin farketmez. Ama yazı çizgisiz kağıda yazılmış olsun....

Şimdi yazınızın meyil yönünü inceleyin çünkü ilk olarak el yazımızdaki eğimin bize neler söylediğinden bahsedeceğiz. Ne anlama geldiğini okumadan önce yazınız hangi kategoride onu tesbit edin.

Yazınız mutlaka aşağıdaki gruplardan birine ait olmalı.

Sola eğimli, 
Sağa eğimli,
Aşırı sola eğimli, 
Aşırı sağa eğimli, 
Eğimsiz (dikey)

Açıklamalarına geçmeden yazınızın nerde olduğuna karar verin, şimdi tek tek bu özelliğin ne anlama geldiğine bakalım.

El Yazısındaki Eğim

Yazıdaki eğim; duygusallık, akıl dengesi ve iletişim yeteneği göstergesidir. Buna sosyallik de diyebiliriz.

El yazısının sağa doğru eğimli oluşu, iletişim yeteneğinin güçlülüğü olarak yorumlanır. Bu kişiler daha dışa açık, sosyal insanlardır. Aynı zamanda bu kişiler kontrolü ellerinde tutmayı severler. Eğer yazınız sağa eğimliyse, karar alırken, geleceğe dair ciddi planlar yaptığınızı ve kararınızı ona göre aldığınızı söyleyebiliriz.

El yazısının sola doğru eğimli oluşu, duygusallıkta ölçülü olmak demektir. Bu insanlar genelde yanlız kalmayı sever ve göz önünde olmak istemezler. Bir yerde de sola eğik yazının isyan duygularını temsil ettiğini okumuştum. Ayrıca yazısı sola eğimli olanlar, karar verme sürecinde geçmişin etkisi altında kalıyor denebilir. Yeniliklere kapalı ve kişisel tercihlerde seçici oldukları da söylenebilir.

El yazınız  aşırı sağa eğimliyse, kararlarınızı hep gelecek odaklı alıyorsunuz demektir. Zaman zaman da duygularınız mantığınızın önüne geçiyor. Aşırı odaklanma olursa tavırlarınız saldırganlaşabiliyor bile denebilir. Biraz patavatsız olup aşırı duygusal davranıyor olabilirsiniz.

El yazınız aşırı sola meyilliyse, tamamen geçmişe bağlı karar aldığınız, geçmişin etkisinde kaldığınız söylenebilir. Bu insanlar savunmacı ve fazla samimiyetten çok hoşlanmayan insanlardır.

El yazınız dikey formda ise, mantığınız ve duygularınız dengeli biçimde sizi yönetiyor denebilir. Bu kişiler genelde bağımsız karar alan insanlardır...

El yazınız sağa ve sola eğikse, geçmişin etkisinden kurtulamadığınız gibi, gelecek korkularıyla da savaştığınız söylenebilir. Bu insanların, ruh halleri genelde değişken olmakta ve bu insanlar, kötümserlikle iyimserlik arasında gidip gelmektedir.... Duyguları çelişkili olabilir...

Hoşunuza gitti mi bilmiyorum ama şimdilik bu kadar... Bakalım, eğer ilginizi çekerse devam ederiz çekmezse bu yazı arşivde öylesine bir yazı olarak kalır:)

NOT: Kaynakları incelemek isterseniz başta El Yazısındaki Sır kitabı olmak üzere, handwritinguniversity.com sitesinin videolarını inceleyebilirsiniz....

Görüşmek üzere;)












Devamını oku...