31 Mart 2014 Pazartesi

Nerelerdemiyim? :)

"Neden yazmıyorsun?" diye soran arkadaslarım var sağolsun..

Yokluğumu farkeden, yazdıklarımı okumak isteyen..


Şu sıralar pek bir yoğunum, çocuklu anneler hep öyle gerçi değil mi? 

Evlenmeden önce sürekli meşgul olduğundan şikayet eden ev hanımlarını anlayamazdım. 

Ama haklılarmış! En azından çocuğun varsa...


.....



Hani insanın hayatında dönüm noktaları olur; kocaman değişikliklerin olduğu, hayatının artık eskisi gibi devam etmediği...

Düşünüyorum da benim en büyük dönüm noktam 2010 yazında olmuştu. Peşpeşe mezun olup, evlenip, Amerikaya gelmiştim çünkü. Hayat tarzım, yaşadığım yer değişmişti.


Şimdi bir dönüm noktası daha yaşıyoruz ailecek. En çok da küçük kızım!

Ailenin tek prensesi olma dönemi bitti çünkü, annesini anneannesinden bile kıskanan kızım şimdi sürekli kucağında bir ortakçı görmekte...


Yaa evet, bir kızım daha oldu. Artık iki minik kız anmesiyim ben. Pek bir eğlenceli geliyor bunu söylemek:) 

Rabbime sonsuz hamd olsun, acılarını sıkıntılarını yaşatmasın. Hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin inşallah...


Eğlenceli dediysem, tabi hayat o kadar kolay değil.. Dünyaya uyum sağlamaya çalışan, en byük uğraşı yemek ve onu boşaltmak olan minik bir bebekle, 'noluyoruz ya bu kardeş de nerden çıktı şimdi' diye düşünen ve etrafta sürekli benim canım sıkılıyooo diye ilgi çekmeye çalışan başka bir minikle yaşamak o kadar da kolay değil.


İşte böyle...

Dünya hayatı denen şu tuhaf yolculukta bir mutluluğum daha oldu. Sanırım artık ucuz mutluluk bulmak benim için daha kolay olacak;)



Rabbim ihtilafın kol gezdiği, insanların bir 'tuhaf'laştığı şu günlerde, gelişini yaşlı dünyamız için hayırlara vesile kılsın inşallah.


Hep insanlık adına çalışan, her daim hakkı gözeten, rıza-i İlahi hedefinden hiç şaşmadığın bir hayat nasip etsin sana.


Hoşgeldin bebeğim...


 


(Artık uyusan diyorum...:)))



Devamını oku...

19 Şubat 2014 Çarşamba

Çığlık-Hz Fatıma'nın Şiiri

Karadır rengi ayrılıkların...
Hasretse, yaşanabilecek en zor duygunun adıdır bence.
Aşktan da zordur, çünkü aşkta arada mutlu olur insan...
Hasretse içinde cam olan birşeylerin kırılıp kırıkların kalbine batması gibidir, acıtır...
....

Nasıl bilmiyorum, Hz Fatıma düştü aklıma gece gece...
Hasret deyince O geldi aklıma ya da Hz Fatıma deyince hasret...

Hani hakkında "Fatıma Benden bir parçadır" övgüsü olan Hz Fatıma..

Hani, Babasının yakında vefat edeceği haberini alınca önce acı dolu bir çığlık savurup tesellinin ardından teskin olan Hz Fatıma....

Çığlık atar çünkü çok yakında kendini terkedeceğini öğrenir babasının...
Rahatlar çünkü müjde büyüktür: Bana en çabuk kavuşacak olan sensin....

Evet evet çabuk öleceği müjdesi! verilmiş kendisine...
O da mutlu olmuş, rahatlamış.

Baba Resulullah (sav) olur da, ayrılığa dayanılır mı hiç...
Hangi evlat onun kadar sever ki babasını ve hangi baba-kız ayrılığı onlarınki kadar zor olurdu ki...

Hz Fatımanın çok özel yeri olmalı Babasında...
Düşünün bir kere, diğer evlatlarının hepsini Kendi elleriyle gömmüş toprağa. Bir tek kızı kalmış geriye. 

.....

Bir çığlık hayal ettim az önce, karanlığı delip geçen...
Babası Resulullah (sav) olan bir kız evladın Babasının vefat haberinin karşılığı bir çığlık...

Ve bu şiir düştü kalbime: 

Üzerime öyle musibetler döküldü ki;
Bu elemler, gündüzlerin üstüne dökülseydi,
Nurlu gündüzler,simsiyah gece kesilirdi…

Ben birtek bu mısraları biliyordum.

Hz Fatıma'ya ait bu mersiye şiirinin tamamını bulmak için bir mini bir araştırma yaptım az önce:

“O gün ; gökyüzünün ufukları bozardı…
Gün ortasında,güneşin ziyası köreldi…
Evvel zamanların ve sonraki vakitlerin, kainatı karardı…
Peygamberin vefatından sonra dünya,
Hüzün ve kederden bir kum yığınına döndü…
Artık şimdi;Doğuların ve Batıların bütün şehirleri Ona ağlasın!
Mudar ve Yemen’in bütün kabileleri matem tutsun…
Üzerime öyle musibetler döküldü ki;
Bu elemler, gündüzlerin üstüne dökülseydi,
Nurlu gündüzler,simsiyah gece kesilirdi…
Ey, Rabbinin davetine icabet eden Babam!
Ey,Makamı Firdevs Cennet’lerinde olan Babam!
Ey, Cebraile ölüm haberine verdiğimiz Babam!
Ey, benim aziz Babam! Sana Rabbinin daveti!
Ey,benim aziz Babam! Yerin Firdevs Cenneti
Ey,benim aziz Babam! Derdimizi ancak Cebrail’e yanacağız!”


Ne güzel olur cennette beraber olsak!

Devamını oku...

24 Ocak 2014 Cuma

Müthiş Bir Anlayış...

Uykusuzluk ne zor...

Ve vakitsizlikten kıvranan bir insanın uykusuzluk çekerken, uyuma çabaları adına bir o yana bir bu yana dönmesi, saatlerce uğraşması ne anlaşılmaz...


En kıymetli vakit geceyken, niye ille de uykuya hapsolmak için çabalıyorsun diye kızıyorum kendime... 

Tamam gece uyumayınca gündüz çok zor geçiyor ama olmuyor işte, cins bir insanısın sen yine uyuyamayacaksın. Kalkmak için dakikalarca uğraşacağına baştan kalksan da, 'ilk uyandığımda kalksaydım şimdiye kadar şunları şunları yapardım' savaşından kurtulsan ya:)


Nefis hep rahatı mı istiyor diye düşünüyor insan.

Hz Mevlanaya atfedilen bir söz var ki bayılırım, altı çizili cümlelerimdendir:


"Bir işi yaparken nefsimle istişare eder, sonra ne derse tersini yaparım"


Ne müthiş bir anlayış....

Bir düşünün bakalım, bu anlayışla yaşasak hayatımız ne kadar farklı olurdu?



Hayırlı Cumalar...


Bu müthiş dua da Cuma duamız olsun:



Devamını oku...

11 Ocak 2014 Cumartesi

Herşeyi Bilen Adam



                                                           Önce bu videoyu izleyin:


Eğer açılmazsa linki burda:

http://m.youtube.com/watch?v=jLh8PsjOv1I

Bir şekilde online olan, telefonda konuştuğunuz ya da mesaj olarak attığınız hiçbir bilgi yok olmuyor..

Biraz ürkütücü değil mi? 

Aslında vakti geldiğinde herşeyin kaydedildiğini zaten göreceğiz de... 
Bu dünyada olmasa da...


Biz yine de şu internet işine dikkat etsek iyi olacak.
Bu kadar beğenilme, farkedilme isteğinde olmasak belki de:))

Videoyu gönderen arkadaşıma teşekkür ediyorum:)

Devamını oku...

5 Ocak 2014 Pazar

Oyuncağa Dönüşen Resimler:)



Ne kabiliyetler var şu dünyada!
Bazen diyorum, acaba benim de keşfedilmemiş ve keşfedilmeyi bekleyen bir kabiliyetim var mıdır?:-/
İtiraf etmek gerekirse pek ümitli değilim...

Nasıl, nerden buldum şimdi tam bilemeyeceğim ama "Childs own studio" diye bir site buldum. Bana çok orjinal geldi bayanın yaptıkları.
Şöyle ki;
Çocuğunuzun istediğiniz bir resmini gönderiyorsunuz, size yumuşak bir oyuncak olarak yapıp gönderiyor. 

Bakın bazı örnekleri bunlar:












Hoş, değil mi?

Birgün çocuğunun resmini oyuncağa dönüştürmüş nerden aklına geldiyse ve çocuğu bundan çok hoşlanınca bu işi meslek haline getirmiş. Yüzlerce yapmış şimdiye kadar...

Çocuğunuz için gerçekten hoş bir hatıra ve ilginç bir hediye olabilir. Dünyada tek olması ve ona özel olması da ayrıca güzel öyle değil mi?












Devamını oku...

20 Aralık 2013 Cuma

Ben Sevdim: "Ötesiz İnsanlar" ve Hatırlattıkları

Uzun zamandır 'ben sevdim' yazısı yazmadığımı farkettim. 
Şu sıralar gerçekten sevdiğim, en azından yayınlandığı gün hemen izlediğim bir dizi var: "Ötesiz İnsanlar"



Takip edenleriniz vardır belki, köyünden doktor olma hayaliyle kalkıp İstanbul'a gelen Elif'in hikayesi... Başörtüsü problemleri, 28 Şubat darbesinin olacağı yıllar, Şubat rüzgarlarının nasıl da insanı üşüttüğü ve tabi ki bu olayların yanı sıra mecburen örülmüş bir senaryo...

O kısma çok girmek istemiyorum, sanırım illa ki bir küçükken evlatlık verme olayı, sonra annesi ve babasıyla bir şekilde yollarının kesişme olayı, e tabi bir de gönül ilişkileri olacak. Olmadan olmuyor mu bilmiyorum ama daha bizim yapamadığımız kesin. 

Bazen diyorum şöyle bir dizi olsa; izlerken vakit kaybı olmayacak ailecek izlenebilecek güzel bir senaryosu olsa ama illa ki beni şaşırtsa, tahmin edilemese... falan... :)

Neyse biz dizimize dönelim. 

Başörtüsü yasağının mantıksızlığı, komikliği, insanı nasıl acıttığı, nasıl arada bıraktığı çok güzel işlenmiş dizide. 4. Bölümdeki o fotoğraf çektirme sahnesi, okulda çaresizde oraya buraya koşturmalar... Başına geleceklerden habersiz kurulan hayaller.. Sanırım ikna odaları da olacak yakında.
Hepsini yaşadık biz de. İliklerime kadar aynı şeyleri tekrar hissettim. 

İlk başörtüyle olmaz dediklerinde 8. Sınıf sonundaki bursluluk imtihanındaydım. Herkesin önünde 'böyle giremezsin' demeleri öyle ağırıma gitmişti ki, ağlaya ağlaya çıkıp gitmiştim okuldan. Saatlerce ağladım, hazmedemedim, kabullenemedim. Lise'de idare ettik bir şekilde, Lise 1 de imam hatip deydim, yasak orayı da vurunca Lise2 de kız lisesine geçiş yaptık. İş üniversiteye gelince, hele ki ODTÜ gibi kampüs yasağının olduğu, namı pek de hoş olmayan bir üniversiteye gelince işler zorlaştı tabi. Kendimizce çözümler bulduk yine; şapka taktık, boyunlu kazak giydik ama kendimizi hiç kendimiz gibi hissetmedik. Ben okulumu hiç sevemedim. 

Bilenler bilir; bir A4 girişi vardır, ordan girerken kulübenin arkasında yapardık değişikliği. Hiçbir zaman daha kolay gelmedi bana eşarbımı çıkarıp şapka takmak. Hep aynı acı, aynı kızgınlık içimde oturdu, hep hissettim. Bir de A1 girişinden minibüsle girerdik. Orda daha vahimdi durum.. Çünkü muhtemelen ayakta kaldığın dolmuşta tam da kapıya yaklaşmışken geçilen derin virajda ayakta zor dururken biz saçımızı göstermeden eşarbımızı çıkarıp şapka giymeye çalışırdık. Hem de garip bakışlar arasında... 

Öyle çok cümle var ki bu konuda kurulacak... Öyle çok kırık hikayem var ki bu konuda anlatacak... Ama geçti gitti artık... İçimize çizikler atarak da olsa geçti gitti. 

İşte bu dizi o günleri hatırlatıyor, yaşatıyor bana. Her seferinde gözyaşlarımı tutamıyorum. Şarkısı bile çok derinden hüzünlendiriyor beni. 

E yaşananlar bu kadar gerçek olunca da izliyorum, izlemeyi seviyorum.

Birkaç eleştirim yok değil ama işte dedim ya, o yaşananlara vurgu yapması, yapabilmesi oldukça hoş benim için.

Kısacası ben sevdim size de tavsiye ederim....

Devamını oku...

17 Aralık 2013 Salı

Bir Poğaça Hikayesi ve Pamuk Poğaça Tarifi

Sene 1998, aylardan Ramazan ayı.

Geriye dönüp baktığımda hayatımın en anlamlı yılı olarak nitelendirebileceğim bir yılı yaşıyorum...

Kafamda ve kalbimde şekilleniyor herşey, okuyorum, öğreniyorum, öğretiyorum..

14 yaşındayım.

Havanım mis gibi muhabbet koktuğu bir yurtta yaşıyorum çünkü. Ama o yılı bu posta sığdırmayacağım, sığdıramam da zaten. Bu giriş sadece minik ve komik bir poğaça hikayesi için yapıldı:)

Dedim ya, aylardan Ramazan. Sanırım 30 kişi falan var yurtta. 
Gece vakti...
Sahur yapılacak dört beş saat sonra...
Çoğu zaman masaya vurduğumuzda tak tuk ses çıkarttığından ancak hafif ıslayarak fırında ısıtıp yiyebildiğimiz ekmeklerden kalmamış! (Fırın dediysem mini fırın, kapağını tutup açmak için kullanılan yer çıkmış gitmiş de sıcaktan dokunamayınca çatalla açıyoruz:))

Eee ne olacak çoluk çocuk nasıl oruç tutacak? 

Birkaç arkadaşız...

Hadi poğaça yapalım dedik.. 

Malzeme listesini düşündük şöyle:

Su! Var
Un! Var
Tuz! Var

Bu kadar:))

Maya mı? O da ne?

İnternet falan yok ki açıp bakalım, hem vakit gece kimi arayıp soralım....

Başladım unu yoğurmaya...

-katı oldu
-su ekleyelim

-cıvık oldu
-un ekleyelim:)))

derken yoğurduk işte bir hamur...

Annem şekil verirken yardım ederdim, o yüzden şekil aşamasında sorun yaşamadım. 
Birtek peynir var, koyduk arasına kapattık. 
Sanırım yumurta sarısı sürme işini de yaptırırdı annem, onu da akıl ettik.
İşte o mini fırında kaç tepsi hatırlamıyorum ama sahura kadar yapabildiğimiz kadar poğaça yaptık.

Güzel oldu, valla! 

Kimse inanmaz ama güzel oldu, çocuklar bayıla bayıla yedi:) 

Müthiş eğlendik....

İşte o poğaça macerasından sonra evlenene kadar bir daha poğaça yapmadım.

Evlenince de hamuru mayalayabilmek hep çok zor gibi gelirdi. Ama internetin güzelliği işte... Tarifi uyguluyorsun oluyor..

Bu tarif de öyle, çok başarılı, birçok kere isteyenlere tarifini verdiğim bir poğaça. Buraya da istek üzerine yazıyorum. Kaynak: pelinchef. ( yazıyı bilgisayarda yazmadığımdan link veremedim bir ara eklerim belki)




MALZEMELER:

* 1 su bardağı ılık süt

* 1 su bardağı ılık su

* 1 su bardağı sıvıyağ

* 5 çorba kaşığı şeker (silme)

* 1 çorba kaşığı tuz

* 1 yemek kaşığı maya

* Aldığı kadar un (benimki 6 bardak kadar aldı)


İÇİNE:

* peynir

* yarım demet maydanoz



YAPILIŞI:

-4 bardak kadar unu derin bir kaba alıp mayayı serpiştirin. 

-Ortasını havuz gibi açıp diğer malzemeleri ekleyin. (Süt ve suyun ılık olması önemli)

-Bu malzemeleri yoğurduktan sonra hamuru toparlamak için gerekli miktarda un ekleyin ve elinize yapışmayacak kadar (ama asla çok katı olmayan) bir hamur elde edin.

(Un eklemeyi daha elinize hafif yapışıyorken bırakmalı ve bir miktar yoğurmalısınız. Tabi ki çok cıvık olmasın ama gerekirse elinize sıvıyağ sürerekten şekil verebilirsiniz.)

-Hamurun üzerini kapatın ılık bir yerde hamur iki kat olana kadar mayalandırın.

-Sürenin sonunda hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın, içini elinizle açıp malzemeyi doldurun ve hamuru birleştirip tekrar yuvarlayın.

-Üstüne susam veya çörek otu serpip önceden ısıtılmış fırında180 derecede, ya da 360 f'de, üzerleri kızarana kadar pişirin.

Sonra da pamuk gibi poğaçalardan daha sıcakken bir iki tane götürün:))

Afiyet olsun



Devamını oku...