2 Ağustos 2014 Cumartesi

Veee Türkiye'deyim...

Ne çok şey biriktirdim yazacak bir bilseniz... 


Dört yıl önce hayatımın ikinci sezonuna geçiş yaparken gitmiştim Amerika'ya. Şimdi dönüş yaptım artık kapattım Amerika defterini.


Özlediğim birçok şeye kavuştum yani, hasret giderdim, gideriyorum... Her ne kadar bu sefer de başka özlemler biriktirmeye başlamış olsam da... :)

Dünya bu zaten, özlem biriktirme yeri. Bir tarafı tamamlarken başka tarafı açıkta bıraktığın yer.

Cenneti isteyebilelim diye asla doyuma ulaşamayacağımız yer de diyebiliriz...


İki çocukla 2,5 saat Florida'dan New York'a uçtuktan, orda 7 saat kadar bekleyip 11 saat de okyanusları aşıp geldikten ve üstüne de 7 saat zaman farkını ekledikten sonra geldik güzel ülkeme. Saat farkına falan kolay alıştık da, Amerika'da şu şöyledi bu bu kadardı dönemindeyiz daha. Bakalım ne kadar sürecek tamamen alışmamız... :)




Zor oluyor illa ki... Aldığın eşyayı toparlarken, ya da bırakıp da giderken biriktirdiğin hatıraları da bırakıyorsun. 'Bunu son yapışım'lardan kurtulamıyorsun bir türlü. Sonuçta eş olmayı, anne olmayı orda öğrendim ben, önemi büyük benim için Amerika'da geçirdiğim yılların...


Yine de ezan sesleri, camiler, çocukluğumu geçirdiğim evim, odam, kitaplarım, mektuplarım, hediyelerim, okul yollarım, alışveriş yaptığım esnaf, park gezmeleri,annemin elinden tutup üzerinde yürüdüğüm duvar (şimdi ben kızımın elinden tutup yürütüyorum:))... 

Bütün buralarda tekrar nefes almak değişik oldu, hoş oldu. Hele benim gibi boğazına düşkün birinin deli gibi özlediği iki şey vardı ki onlara kavuşmak ayrıca hoş oldu. 


İlki bizim buraların lezzetli pidesi (ki hayali bebek beklediğim dönemde ağzımı sulandırıyordu:))




İkincisi de "kızım evimize gidince ne yapacağız?" diye sorduğumda "Özkaymaktan dondurma yicez anne" diyecek kadar sık tekrar ettiğimiz dondurma yeme şöleni. 

Kakao, sade, karamelli :)) (fotografını çekmek bile sabır gerektiriyordu, sabredemedim:))


Sonra anneciğimin yaktığı ateşte közlenmiş patlıcan, domates, biber, patates....






Değişik oluyor insan, çocukluğunu yaşadığın yerlere çocuğunla dönmek güzel:)


Amerika'da özleyeceklerimi ve özlemeyeceklerimi yazacağım inşallah en kısa zamanda. Özleyeceğim çok şey olsa da memleketimde olmak güzel.


Kübra's life, part 3, soon.... :))))


Devamını oku...

28 Haziran 2014 Cumartesi

Ramazan Geldi, Hoşgeldi:)

İşte senenin en kıymetli misafiri geldi...

Misafirliğinin ilk günü bugün.

Kabul, bu yıl biraz zorlayacak bizi. Ama zorladıkça daha çok kazandıracak, daha çok yükseltecek.

Yeter ki biz çenemizi azıcık kapalı tutalım, mızmızlanmayalım, şikayet etmeyelim...


Çok kazanmak için, ikramiyeler için nelere katlanmıyoruz, bu da öylesi oluversin...

Düşünün ki kıldığınız her rekat namaza, okuduğunuz her sayfa Kuran'a yüzlerce kat fazladan sevap veriliyor.

Kapılar açılmış demeyeceğim, belki kapı bile kalmamış arada...

Değmez mi zorlamaya, değer elbet! 


Ama delik deşik etmeyelim orucumuzu olur mu? Orucun savmı olsun bizimkisi...

Gıybet etmeyelim, yalan söylemeyelim, kötü söz çıkmasın ağzımızdan kalp kırmayalım ki, sağlam kalsın orucumuz.

'Tövbe tövbee oruç ağzımla' diyiverip susalım:))


Aman çocuklarımıza bu farklılığı yaşatmayı unutmayalım. Tekne oruçlarını ödüllendirelim, misafirliklere gidelim, misafir alalım.... Sahura kaldırıp en sevdiklerini yapalım...

Varsa Ramazan programlarını kaçırmayalım...

Velhasıl 'ne güzelmiş bu Ramazan' dedirtelim...


İnşallah....


Ayın sonunda kazananlardan olalım.


Hayırlı, bereketli, mutlu Ramazanlar....

Devamını oku...

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Kelebek Ailesi:)

Alın size ucuz bir mutluluk:)

Kelebek ailesi! :)

Sırasıyla baba kelebek, anne kelebek, abla kelebek, kardes kelebek, anneanne kelebek:)

Ablan seni kırmızıya boyadı kardes kelebek, kıymetini bil;)))


Devamını oku...

27 Mayıs 2014 Salı

"Erkekler Giremez" Yazılı Bir Hastane Odası Kapısı:)

Yine bir gece vakti, karanlık bir oda...

Uyuyan bir bebeğin nefes sesleri...


Zaman ne çabuk geçiyor aslında, içinden geçerken bizi zorlasa da...


Küçük kızım doğalı üç ay olacak nerdeyse. Hastanede yaşadığım birkaç birşeyi paylaşmak istiyorum bugün. Biraz geç oldu ama :) insanlık nasıl birşey onu konuşalım ne dersiniz...


Amerika şöyle güzel, böyle iyi falan gibi şeyler söylemek istemiyorum, aksine birçok şeyin hep abartıldığını düşünüyorum. Ancak bazı gerçekler var ki, malesef bunlardan öğrenmemiz gereken çok şey var.


Şimdi burda ayrıntılı bir doğum hikayesine girmek istemiyorum. Her ne kadar her kadın bu olayı anlatmaya bayılsa da...:) Burda ifşa etmeye gerek yok, benim üstünde durmak istediğim husus başka...


Hala öyle mi bilmiyorum ama ben lisedeyken doktorlardan nefret ederdim. Genellememek lazım ama onların o halden anlamaz, insanı geren halleri beni deli ederdi. Amerikada dört yılım bitmek üzere ve gerçekten insana saygının, düşünce özgürlüğünün ne demek olduğunu burda gördüm. Bizim kaybettiğimiz müslüman sıfatlarını yaşattıkları için Allah önlerini açmış bu insanların, adaleti gereği...



Birçok husus var da ben birkaç tanesini anlatacağım.


Allah hidayet versin bir hemşire vardı mesela, odaya geçtiğimizde genel bilgilendirmeleri yaptıktan sonra ne yiyip ne yemediğimi sordu. Et yemediğimi öğrenince onun yerine hemen protein takviyesi bir menü çıkardı kendince...

Sonra bana içeri erkek girmesinde sakınca var mı diye sordu. Zaten bütün doğum doktorları bayan, öyle ayarlanmış. Ben şaşırdım böyle bir seçeneğin olduğunu öğrenince. Madem öyle birşey var, girmesinler dedim tabi hemen.


Kadın "tabi ki öyle bir hakkın var" deyince kendimi çok değerli hissettim. Ben kapıya "NO MALE" (erkekler giremez) yazarım dedi. Ve yazdı.. Ve o yazı üç gün orda kaldı.


Üç gün boyunca kapı aralandığında hiç rahatsız olmadım, istediğim gibi hareket ettim. Sadece çocuğun ayağından kan almak için gelecek doktor erkekmiş. Hemşire girdi önce gelebilir mi ama erkek:) dedi ben de tabi dedim müsait hale geldikten sonra. 

Sonra birden "bir dakika perdeyi çekelim bebeği götürelim" dedi, yatağı tekerlekli ya... Kapının önündeki perdeyi çekti ve adamı yine içeri almadı:))


Ve namaz meselesi...

Annem hep anlatır. Türkiyede refakatçi olarak kaldığı bir odada namaz kılarken hemşire kızmış burda namaz mı kılınır diye...

Burda namaz kıldığını anlayınca "ben gideyim, sonra gelirim rahatsız olmasın" diyen hemşireler gördük

Hiç olmadı içeri girse bile sessizce konuşan aman rahatsız etmeyeyim düşüncesi her haline hakim olan hemşireler, doktorlar...

İnsanlar yani...


Ne olurdu biz de böyle olsak, şimdilerde daha iyi durumlar biliyorum da...

Hangi ara tahammülsüzleştik, empati yeteneğimizi kaybettik bilmiyorum ki.


Konuyla alakasız ama bir de ne yaptılar biliyor musunuz, bebeğim doğduğunda onu direk üstüme attılar, bir buçuk saat kadar orda kaldı ve üç gün boyunca yıkamadılar. Daha sağlıklıymış cildi için... Kulağa hoş gelmiyor evet (yani yıkanmayan bir bebek) ama bağıra bağıra ağlayan neye uğradığını şaşırmış bir bebeğin ilk dakikalarında annenin bağrında olması öyle rahatlatıcı olsa gerek ki, hiç ağlamadı kızım orda. Dakikalarca aşina olduğu kalp atışlarını dinledi annesinin...:))


Şu sıralar daha çok Amerika hikayesi duyacaksınız sanırım benden, zira dönüş yolları gözüküyor sanırım:))

Devamını oku...

13 Mayıs 2014 Salı

Somada Bugün Babasız Kalan Çocuk



Haberleri izlemeyi zaten sevmezdim, şimdi hiç varmıyor elim açmaya...
İnsanların hastane önünde nasıl ümitle ve korkuyla ambulans beklediğini görmeye dayanamıyor insan..
Gözlerindeki ifadeler ne kadar da çok şey anlatıyor!
Oraya getiremedikleri çocuklarını düşünüyorum sonra...
Bir anda babasız kalan yüzlerce çocuk, babasının eve döneceğini sanarak kendince oyun oynuyor şu an...

Erken büyümek zorunda kalan çocuklar...
Ve "babam nerde" sorusuna muhatap olacak annelerin içlerinin nasıl yanacağını hayal etmeye çalışıyorum kendimce.

Soma'da bugün babasız kalan sevgili çocuk, kızlarımı uyuturken senin için de ninni söyledim bu gece, aklımda hep sen vardın..

....

Ya imanımız olmasaydı...
Ne kadar zor olurdu başa çıkmak.
Öyle dua edelim hep birlikte, Rabbim kalbinizdeki imanı arttırsın, çünkü başka türlü baş edemezsiniz...

El Fatiha.....




Devamını oku...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Namaz Serisi (13): Rahim ve Rahman İsimleri, Hesap Günü ve Kurtulma Çaresi

Namaz Serisi 1  2  3  4  5  6 7 8  9  10  11  12  13


Uzun süre ara verdim bu seriye farkındayım ama ara vermiş olsam da inşallah bitirmeye niyetliyim:)

En son Fatiha suresine başlamıştık bu yazıda da kaldığımız yerden devam edeceğiz. Rahman ve Rahim isimleri üzerinde duracağız özellikle...

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Fatiha bizimle Rabbimiz arasında bir diyalog aslında. Dolayısıyla da bu sureyi okurken Rabbimizin bize cevap verdiğini, bizi muhatap aldığını unutmamamız gerekiyor. Dünyadaki herhangi bir kul olarak belki ama hepimize ayrı ayrı cevap verildiğini unutmadan....

Cenab-ı Hakk Kendini tanıtırken 'alemlerin Rabbi' ifadesinden hemen sonra bu iki ismi kullanıyor: Rahman ve Rahim.. Esirgeyen ve Bağışlayan. Neden peki? Çünkü Rabbimizin ilahlığı merhamet üzerine dayandırılmış...
O alemlerin Rabbi, bunu okuduğumuz zaman doğal olarak şu soru geliyor aklımıza: "Nasıl bir Rab'den bahsediyoruz?" 
Bu soruyu Kendi cevaplamış Fatiha suresinde:

O Rahman ve Rahim'dir..

Fatiha suresini okuyan birçok insan Rahman ve Rahim kelimeleri arasındaki farkı bilmez. Bu iki kelime genelde Esirgeyen (ki ben bu ifadeyi niyeyse pek sevemedim hiç. Neyi esirgiyor ki Rabbimiz bizden bunca nimet içinde yüzerken... Tabi kasdedilen anlam bu değil ama işte yine de...)

Rahman ismi kainattaki tüm varlığa gösterilen merhametin kaynaği olan isimdir.
Rahim ismi ise sadece inananlara ahirette gösterilecek daha özel dairedeki bir merhametin kaynağı olan isimdir.

Peki neden hemen bu ayetin arkasından "din gününün (hesap gününün) sahibi" ifadesi geliyor? Çünkü öyle almasaydı kalbimiz dehşetle dolardı.( yine denge var yani, mecburuz hem korkup kendimize çeki düzen vermeyi hem de sonuna kadar ümitle durmayı öğreneceğiz)

Daha önceki yazılarda bahsettiğimiz gizli anahtarı hatırlıyor musunuz? 
Allah'la konuşuyor olmak...
O zaman bundan sonra Rahman ve Rahim derken Rabbimizin bize "kulum beni sena etti" şeklinde karşılık verdiğini unutmayalım....

Gelelim bir sonraki ayete:

مالك يوم الدين

Din gününün sahibidir.

Her ne kadar biz Malik kelimesini 'sahip' olarak çevirsek de aslında Melik diye okusak bu sefer de 'hükümdar' anlamına gelir ki o da doğrudur. Çünkü Allah hem malik hem meliktir. Din gününün sahibi de, o gün hükmedecek olan da O'dur.

"Din günü" derken aslında nasıl bir gün olduğunun çok da farkında olarak söylemiyoruz. O gün öyle bir gün ki, burda yaptığımız herşeyin hesabını vereceğiz. ( burda belki de en yakınlarımızdan bile sakladığımız herşeyin...)
Acaba Rabbimiz zaten 'alemlerin Rabbi' olduğunu söylemiş ve ifade din günü de kapsarken acaba neden tekrar bugüne vurgu yapmıştır? (Cevabı bilmek basit de, Rabbim idrak lütfeylesin)
Tabi ki bize kesin dönüşü ve bu dünyada sahip olduğumuz herşeyi bu dünyada bırakıp yanımızda götüremeyeceğimizi hayırlatmak için... 
Eğer O izin vermezse o gün şu sürekli konuşan dilimiz bir kelime bile söyleyemeyecek.

Allah (cc) buyurmuştur:

O gün ruh (Cebrâîl) ve melekler saf saf olarak ayakta durur. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kimseden başkası konuşamaz; ve (o konuşan da ancak) doğruyu söyler! (78:38)


Unutmamak gereken bir husus daha var. O da; din gününün düşündüğümüzden çok daha yakın olduğu. İnsan öldüğünde hesap günü onun için başlamıştır aslında. Kimse bu durumdan kaçamaz. Eğer biri kaçabilseydi bu Efendimiz (sav) olurdu. Ama O bile ölürken, gözleri yaşarmış ve 

لا اله الا الله ان للموت سكرات

'Allah'dan başka ilah yoktur, şüphesiz ölüm ızdırabı vardır' (Buhari) demiştir.

Mahşer Günü

Hepimiz biliyoruz ki, kıyamet gerçektir... Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi:

1- Güneş, tekvîr edildiği (dürüldüğü, nûru nârından ayrıldığı, ışığı giderildiği) zaman!

2- Ve yıldızlar, (karartılarak) döküldüğü zaman!

3- Ve dağlar, yürütüldüğü zaman!

4- Ve yüklü develer, başıboş bırakıldığı zaman!

5- Vahşi hayvanlar, bir araya toplandığı zaman!

6- Denizler, tutuşturulduğu zaman!

7- Nefisler, birleştirildiği (ruhlar, bedenlerle bir araya getirildiği) zaman!

8- Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!

9- Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!

10- Sayfalar (amel defterleri), açıldığı zaman!

11- Gökyüzü, (yerinden sökülüp) koparıldığı zaman!

12- Cehennem, iyice alevlendirildiği zaman!

13- Cennet, yaklaştırıldığı zaman!

14- Her nefis, (hayır ve şer) ne hazırlamış olduğunu bilecektir!

(81:1-6).


Anlayabilmek adına yeryüzünde olan kasırgaları, tsunamileri, depremleri, selleri düşünelim. Tabi ki bunlar kıyamet gününe kıyasla hiçbirşeydir.
Mezarlarımızdan çıkacağız ve inanmayanlar şöyle diyecekler:

Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın va‘d ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!” (36:52)

O gün güneş iyice yaklaşacak, insanlar terledikçe terleyecek öyledikçe bazılarının terleri çenelerine kadar gelecek... Sadece yedi grup insan arş-ı alanın gölgesinde gölgelendirilecekler. Geri kalan herkes sıkıntının tam orta yerinde olacak. Ta ki birden,

Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği (zaman)! (89,22)

Allah'ın nuru gökleri kaplayacak,

 “O gün (herkes) o çağırıcıya (İsrâfîl’e) uyarlar; ona karşı yan çizmek yoktur. Öyle ki, Rahmân(’ın heybetin)den dolayı sesler kısılmıştır; artık seslerin en hafîfinden (yalvaran dudakların kıpırdaması, korkulu ayakların hışırtısından) başka bir şey işitmezsin!”(20:108)


Peki o gün kim kutulacak?

İşte cevap Fatiha suresinin bir sonraki ayetinde;
"Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz"

Gönülden bu ayeti söyleyebilenler...

İsbatı?

Şânım hakkı için, Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik; bunun üzerine (onlara) dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin; sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! Şübhesiz ki ben, sizin üzerinize büyük bir günün azâbından korkuyorum!” (7:59)

Yani hesap gününün sahibi olan Allaha hakkıyla ibadet etmek, bizi o günün dehşetinden kurtaracak inşallah. Bu cümleleri söylerken Rabbimizin nasıl Melik ve Malik olduğunu, Ona nasıl döndürüleceğimizi ve bizi Ondan başka kimsenin kurtaramayacağını hatırlamamız lazım.

Rabbim namazlarımızda bize bu huşuyu nasib etsin inşallah... Amin!










Devamını oku...

31 Mart 2014 Pazartesi

Nerelerdemiyim? :)

"Neden yazmıyorsun?" diye soran arkadaslarım var sağolsun..

Yokluğumu farkeden, yazdıklarımı okumak isteyen..


Şu sıralar pek bir yoğunum, çocuklu anneler hep öyle gerçi değil mi? 

Evlenmeden önce sürekli meşgul olduğundan şikayet eden ev hanımlarını anlayamazdım. 

Ama haklılarmış! En azından çocuğun varsa...


.....



Hani insanın hayatında dönüm noktaları olur; kocaman değişikliklerin olduğu, hayatının artık eskisi gibi devam etmediği...

Düşünüyorum da benim en büyük dönüm noktam 2010 yazında olmuştu. Peşpeşe mezun olup, evlenip, Amerikaya gelmiştim çünkü. Hayat tarzım, yaşadığım yer değişmişti.


Şimdi bir dönüm noktası daha yaşıyoruz ailecek. En çok da küçük kızım!

Ailenin tek prensesi olma dönemi bitti çünkü, annesini anneannesinden bile kıskanan kızım şimdi sürekli kucağında bir ortakçı görmekte...


Yaa evet, bir kızım daha oldu. Artık iki minik kız anmesiyim ben. Pek bir eğlenceli geliyor bunu söylemek:) 

Rabbime sonsuz hamd olsun, acılarını sıkıntılarını yaşatmasın. Hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin inşallah...


Eğlenceli dediysem, tabi hayat o kadar kolay değil.. Dünyaya uyum sağlamaya çalışan, en byük uğraşı yemek ve onu boşaltmak olan minik bir bebekle, 'noluyoruz ya bu kardeş de nerden çıktı şimdi' diye düşünen ve etrafta sürekli benim canım sıkılıyooo diye ilgi çekmeye çalışan başka bir minikle yaşamak o kadar da kolay değil.


İşte böyle...

Dünya hayatı denen şu tuhaf yolculukta bir mutluluğum daha oldu. Sanırım artık ucuz mutluluk bulmak benim için daha kolay olacak;)



Rabbim ihtilafın kol gezdiği, insanların bir 'tuhaf'laştığı şu günlerde, gelişini yaşlı dünyamız için hayırlara vesile kılsın inşallah.


Hep insanlık adına çalışan, her daim hakkı gözeten, rıza-i İlahi hedefinden hiç şaşmadığın bir hayat nasip etsin sana.


Hoşgeldin bebeğim...


 


(Artık uyusan diyorum...:)))



Devamını oku...