2 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül ve o çocuk

Ne çok şey yazılmıştır Eylül 'é dâir..
Hangi kitaptan olduğunu bilmediğim bir kitap cümlesi bile var dilimde:

"Her eylül bir başlangıçtır. Seç bir eylül gel, sıra sende"

Başlangıçtır doğru.

Aslında sene başı Eylül olmalı, Ocak değil...

Yakmaz, üşütmez. .

Rengi sarı sanki...

Eylül deyip de hüzün demezsek olmaz! Öyle değil mi annecim? Anneme göre eylül hüzündür, evet...
Hayır annecim yapraklar ağaçları terk ettiği için değil,  babam bizi terk ettiği için bu böyle...

Evet, Bodrum'da sahile vuran çocuk beni de yaktı. O fotoğrafı her gördüğümde nefes alışım değişiyor.
Hele kızım suratımdaki ifadeyi görmüş olacak ki, heyecanla koşup " neye bakıyorsun anne ben miyim o resimdeki?" deyince....
Hayır kızım hayır sen değilsin deyip nasıl sarıldım ona..
Bencil!

Anne olmak insanı güçsüzleştiriyor!
Oysa o çocuk için de kıyafetler alındı, bizimkilerden farklı olsa da gelecek planları yapıldı, hastalandiginda üzülündü.  O çocuk da oyuncak oynadı, güldü, koştu...
Umuda çıkılan bir yolculuktu belli ki, sonucu umut değil cennet oldu.
Kulağa hoş geliyor böyle deyince, evet belki dünyanın dikkatini çekmeye sebep oldu o minik vücudun...

Mesele zaten sen değilsin,  dedim ya sen cennettesin,  mesele bu dünyayı bu hale getiren insanlarda...

Nasıl bu kadar acımasız olunabiliyor,  aklım almıyor.  Artık dünyadan nefret ettim iyice. Hele ki memleketim, canım ülkem.... hasretle gelmek istediğim güzel ülkem ne ara bu hale geldi, nasıl oldu?
Öyle yabancı hissediyorum ki kendimi...
Nasıl ya, nasıl bu kadar kirlendi burası....

O çocuk bedenini görmek duyguları ayağa kaldırdı sadece.

Ya evet yine herkes konuşuyor , lanet okuyor falan... Bakalım kaç gün sürecek...
En azindan birkaç gece ellerimizi açıp ağlayarak dua etsek... yalvarsak... bakın o zaman samimiyet var denebilir belki.

Çünkü herseyin bahanesi olabilir ama dua edememenin hiçbir bahanesi yoktur.

Çünkü  dua mevzuya ne kadar önem verdiğimizi gösterir !

O resmi görmek istemiyorum artık... kumsalda yüzü koyu yatan çocuk ölüsü değil görmek istediğim,  kalksan keşke... kalkıp kumlarla falan oynasan...
O zaman daha az utanırım belki insanlığımdan..

"Allah bizi insan eyleye" demiş Alvar imamı.... ne anlamlı dua!

Dedim ya, aylardan eylül... Küçük harfle yazacağım işte: eylül..

Ve hayır , o fotoğrafı paylasmayacağım....

Devamını oku...

1 Eylül 2015 Salı

Geldim...

Nasıl başlasam diye düşünüp duruyorum.
Aylar oldu yazmayalı.
Blog yazmak daha doğrusu yazı yazmak için , yazmaya harcadığın zamanın ötesinde, düşünmeye vaktin olmalı. 

Kendini dinlemeye... Bense, öyle yoğun bir yıl geçirdim ki ne kendimi dinlemeye fırsatım oldu ne de yazmaya...

Sonra, şimdilerde, hayatıma yepyeni bir başlangıç yapmışken, -aslında yerleşik hayata yeni geçtiğimden sanırım-  hayata yeni başlamisken düşünmeye vaktim oluyor yine..
Önce zihnimde oturuyor bazı şeyler dinliyorum, düşünüyorum , yetiniyorum, yetinmeye çalışıyorum, ille de hatırlatıyorum... üç gün diyorum, üç gün...


Velhasıl yine yazasım geldi:)

Ama heyecan yaptım nasıl başlasam ne desem ki falan diye...
Sonra güldüm kendime.
Sanki yüzlerce insan benim açıklama yapmamı bekliyormus gibi niye düşünüyorsam :) yaz istediğini , kimi okur kimi okumaz,  kimi merak eder kimi etmez... kimi hala buralardadir, kimi unutmuş gitmiştir....
Velhasıl sanırım ben geri geldim....

Başımı kaldırdım ve işte burayı gördüm, evimin manzarası...
Tam yazı yazılacak yerdeyim yani:)

Devamını oku...

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Veee Türkiye'deyim...

Ne çok şey biriktirdim yazacak bir bilseniz... 


Dört yıl önce hayatımın ikinci sezonuna geçiş yaparken gitmiştim Amerika'ya. Şimdi dönüş yaptım artık kapattım Amerika defterini.


Özlediğim birçok şeye kavuştum yani, hasret giderdim, gideriyorum... Her ne kadar bu sefer de başka özlemler biriktirmeye başlamış olsam da... :)

Dünya bu zaten, özlem biriktirme yeri. Bir tarafı tamamlarken başka tarafı açıkta bıraktığın yer.

Cenneti isteyebilelim diye asla doyuma ulaşamayacağımız yer de diyebiliriz...


İki çocukla 2,5 saat Florida'dan New York'a uçtuktan, orda 7 saat kadar bekleyip 11 saat de okyanusları aşıp geldikten ve üstüne de 7 saat zaman farkını ekledikten sonra geldik güzel ülkeme. Saat farkına falan kolay alıştık da, Amerika'da şu şöyledi bu bu kadardı dönemindeyiz daha. Bakalım ne kadar sürecek tamamen alışmamız... :)




Zor oluyor illa ki... Aldığın eşyayı toparlarken, ya da bırakıp da giderken biriktirdiğin hatıraları da bırakıyorsun. 'Bunu son yapışım'lardan kurtulamıyorsun bir türlü. Sonuçta eş olmayı, anne olmayı orda öğrendim ben, önemi büyük benim için Amerika'da geçirdiğim yılların...


Yine de ezan sesleri, camiler, çocukluğumu geçirdiğim evim, odam, kitaplarım, mektuplarım, hediyelerim, okul yollarım, alışveriş yaptığım esnaf, park gezmeleri,annemin elinden tutup üzerinde yürüdüğüm duvar (şimdi ben kızımın elinden tutup yürütüyorum:))... 

Bütün buralarda tekrar nefes almak değişik oldu, hoş oldu. Hele benim gibi boğazına düşkün birinin deli gibi özlediği iki şey vardı ki onlara kavuşmak ayrıca hoş oldu. 


İlki bizim buraların lezzetli pidesi (ki hayali bebek beklediğim dönemde ağzımı sulandırıyordu:))




İkincisi de "kızım evimize gidince ne yapacağız?" diye sorduğumda "Özkaymaktan dondurma yicez anne" diyecek kadar sık tekrar ettiğimiz dondurma yeme şöleni. 

Kakao, sade, karamelli :)) (fotografını çekmek bile sabır gerektiriyordu, sabredemedim:))


Sonra anneciğimin yaktığı ateşte közlenmiş patlıcan, domates, biber, patates....






Değişik oluyor insan, çocukluğunu yaşadığın yerlere çocuğunla dönmek güzel:)


Amerika'da özleyeceklerimi ve özlemeyeceklerimi yazacağım inşallah en kısa zamanda. Özleyeceğim çok şey olsa da memleketimde olmak güzel.


Kübra's life, part 3, soon.... :))))


Devamını oku...

28 Haziran 2014 Cumartesi

Ramazan Geldi, Hoşgeldi:)

İşte senenin en kıymetli misafiri geldi...

Misafirliğinin ilk günü bugün.

Kabul, bu yıl biraz zorlayacak bizi. Ama zorladıkça daha çok kazandıracak, daha çok yükseltecek.

Yeter ki biz çenemizi azıcık kapalı tutalım, mızmızlanmayalım, şikayet etmeyelim...


Çok kazanmak için, ikramiyeler için nelere katlanmıyoruz, bu da öylesi oluversin...

Düşünün ki kıldığınız her rekat namaza, okuduğunuz her sayfa Kuran'a yüzlerce kat fazladan sevap veriliyor.

Kapılar açılmış demeyeceğim, belki kapı bile kalmamış arada...

Değmez mi zorlamaya, değer elbet! 


Ama delik deşik etmeyelim orucumuzu olur mu? Orucun savmı olsun bizimkisi...

Gıybet etmeyelim, yalan söylemeyelim, kötü söz çıkmasın ağzımızdan kalp kırmayalım ki, sağlam kalsın orucumuz.

'Tövbe tövbee oruç ağzımla' diyiverip susalım:))


Aman çocuklarımıza bu farklılığı yaşatmayı unutmayalım. Tekne oruçlarını ödüllendirelim, misafirliklere gidelim, misafir alalım.... Sahura kaldırıp en sevdiklerini yapalım...

Varsa Ramazan programlarını kaçırmayalım...

Velhasıl 'ne güzelmiş bu Ramazan' dedirtelim...


İnşallah....


Ayın sonunda kazananlardan olalım.


Hayırlı, bereketli, mutlu Ramazanlar....

Devamını oku...

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Kelebek Ailesi:)

Alın size ucuz bir mutluluk:)

Kelebek ailesi! :)

Sırasıyla baba kelebek, anne kelebek, abla kelebek, kardes kelebek, anneanne kelebek:)

Ablan seni kırmızıya boyadı kardes kelebek, kıymetini bil;)))


Devamını oku...

27 Mayıs 2014 Salı

"Erkekler Giremez" Yazılı Bir Hastane Odası Kapısı:)

Yine bir gece vakti, karanlık bir oda...

Uyuyan bir bebeğin nefes sesleri...


Zaman ne çabuk geçiyor aslında, içinden geçerken bizi zorlasa da...


Küçük kızım doğalı üç ay olacak nerdeyse. Hastanede yaşadığım birkaç birşeyi paylaşmak istiyorum bugün. Biraz geç oldu ama :) insanlık nasıl birşey onu konuşalım ne dersiniz...


Amerika şöyle güzel, böyle iyi falan gibi şeyler söylemek istemiyorum, aksine birçok şeyin hep abartıldığını düşünüyorum. Ancak bazı gerçekler var ki, malesef bunlardan öğrenmemiz gereken çok şey var.


Şimdi burda ayrıntılı bir doğum hikayesine girmek istemiyorum. Her ne kadar her kadın bu olayı anlatmaya bayılsa da...:) Burda ifşa etmeye gerek yok, benim üstünde durmak istediğim husus başka...


Hala öyle mi bilmiyorum ama ben lisedeyken doktorlardan nefret ederdim. Genellememek lazım ama onların o halden anlamaz, insanı geren halleri beni deli ederdi. Amerikada dört yılım bitmek üzere ve gerçekten insana saygının, düşünce özgürlüğünün ne demek olduğunu burda gördüm. Bizim kaybettiğimiz müslüman sıfatlarını yaşattıkları için Allah önlerini açmış bu insanların, adaleti gereği...



Birçok husus var da ben birkaç tanesini anlatacağım.


Allah hidayet versin bir hemşire vardı mesela, odaya geçtiğimizde genel bilgilendirmeleri yaptıktan sonra ne yiyip ne yemediğimi sordu. Et yemediğimi öğrenince onun yerine hemen protein takviyesi bir menü çıkardı kendince...

Sonra bana içeri erkek girmesinde sakınca var mı diye sordu. Zaten bütün doğum doktorları bayan, öyle ayarlanmış. Ben şaşırdım böyle bir seçeneğin olduğunu öğrenince. Madem öyle birşey var, girmesinler dedim tabi hemen.


Kadın "tabi ki öyle bir hakkın var" deyince kendimi çok değerli hissettim. Ben kapıya "NO MALE" (erkekler giremez) yazarım dedi. Ve yazdı.. Ve o yazı üç gün orda kaldı.


Üç gün boyunca kapı aralandığında hiç rahatsız olmadım, istediğim gibi hareket ettim. Sadece çocuğun ayağından kan almak için gelecek doktor erkekmiş. Hemşire girdi önce gelebilir mi ama erkek:) dedi ben de tabi dedim müsait hale geldikten sonra. 

Sonra birden "bir dakika perdeyi çekelim bebeği götürelim" dedi, yatağı tekerlekli ya... Kapının önündeki perdeyi çekti ve adamı yine içeri almadı:))


Ve namaz meselesi...

Annem hep anlatır. Türkiyede refakatçi olarak kaldığı bir odada namaz kılarken hemşire kızmış burda namaz mı kılınır diye...

Burda namaz kıldığını anlayınca "ben gideyim, sonra gelirim rahatsız olmasın" diyen hemşireler gördük

Hiç olmadı içeri girse bile sessizce konuşan aman rahatsız etmeyeyim düşüncesi her haline hakim olan hemşireler, doktorlar...

İnsanlar yani...


Ne olurdu biz de böyle olsak, şimdilerde daha iyi durumlar biliyorum da...

Hangi ara tahammülsüzleştik, empati yeteneğimizi kaybettik bilmiyorum ki.


Konuyla alakasız ama bir de ne yaptılar biliyor musunuz, bebeğim doğduğunda onu direk üstüme attılar, bir buçuk saat kadar orda kaldı ve üç gün boyunca yıkamadılar. Daha sağlıklıymış cildi için... Kulağa hoş gelmiyor evet (yani yıkanmayan bir bebek) ama bağıra bağıra ağlayan neye uğradığını şaşırmış bir bebeğin ilk dakikalarında annenin bağrında olması öyle rahatlatıcı olsa gerek ki, hiç ağlamadı kızım orda. Dakikalarca aşina olduğu kalp atışlarını dinledi annesinin...:))


Şu sıralar daha çok Amerika hikayesi duyacaksınız sanırım benden, zira dönüş yolları gözüküyor sanırım:))

Devamını oku...

13 Mayıs 2014 Salı

Somada Bugün Babasız Kalan Çocuk



Haberleri izlemeyi zaten sevmezdim, şimdi hiç varmıyor elim açmaya...
İnsanların hastane önünde nasıl ümitle ve korkuyla ambulans beklediğini görmeye dayanamıyor insan..
Gözlerindeki ifadeler ne kadar da çok şey anlatıyor!
Oraya getiremedikleri çocuklarını düşünüyorum sonra...
Bir anda babasız kalan yüzlerce çocuk, babasının eve döneceğini sanarak kendince oyun oynuyor şu an...

Erken büyümek zorunda kalan çocuklar...
Ve "babam nerde" sorusuna muhatap olacak annelerin içlerinin nasıl yanacağını hayal etmeye çalışıyorum kendimce.

Soma'da bugün babasız kalan sevgili çocuk, kızlarımı uyuturken senin için de ninni söyledim bu gece, aklımda hep sen vardın..

....

Ya imanımız olmasaydı...
Ne kadar zor olurdu başa çıkmak.
Öyle dua edelim hep birlikte, Rabbim kalbinizdeki imanı arttırsın, çünkü başka türlü baş edemezsiniz...

El Fatiha.....




Devamını oku...