İhtiyacınız olan malzemeler sadece;
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Ekmek Pizzasını Bir de Böyle Deneyin, Evde Bayat Ekmeğiniz Kalmasın...
İhtiyacınız olan malzemeler sadece;
12 Mayıs 2013 Pazar
Ağlarsanız Karışmam:) : Anneme Mektup
Bizim gurbette olmamız mı, yoksa gurbetin bizde olması mı daha zordur bilmiyorum...
Bildiğimse, bazı zamanlarda sevdiklerinden uzak olmanın gerçekten zor olduğu..
Her tarafta anneler gününden bahsedilirken, annelere hediyeler alınır, ziyaretler yapılırken telefonla yetinmek bazen ağır geliyor.
Ama biliyorum ki, telefonla yetinebildiğim için de şükretmeliyim...
Tamam, herkesin annesi özeldir, hatta belki herkes kendi annesinin dünyanın en iyi annesi olduğuna inanıyordur. Belki insan modelinin fıtratı böyledir, böyle olması gerekiyordur...
Tabi ki ben de böyle olduğuna inanıyorum, hatta böyle olduğuna eminim...
......
Madem bugün anneler günü, bu yeni açtığım dünyada sana yer vermek istedim anne... Anneler günü hediyesi olsun, olur mu?
Kelimeler yetmeyecek biliyorum ama ben yine de bugün seni anlatmaya çalışacağım....
Küçükken yaptığım gibi.. O zamanlar da kartlar alır, mektuplar yazar evin köşelerine bir yerlerine koyar seni mutlu etmek isterdim değil mi annecim?
Bak burnumun direği sızladı bile!
Ama senin gibi birini kelimelere hapsetmek öyle zor ki...
Gönül gözümü geçmişime çevirdim seni bulup anlatmak için, her yerde sen varsın zaten... Senin derinliğin, senin dostluğun, senin varlığın, senin yârlığın var...
Sevgili kuzenlerim ve abilerim benimle "istenmeyen, sevilmeyen çocuksun sen" diye dalga geçseler de biliyorum ki sen en çok beni seviyorsun:)
Nasıl sevmezsin 10 yıl sadece ikimiz yaşadık biz... Birbirimizin gözyaşını sildik, dertlerini dinledik. Ben seninle yetişkin oldum, sen benimle çocuk...
Senin kadar çocuğuyla oynayan başka bir anne görmedim ben...
Beş taştan tut, ayak güreşine, ayak güreşinden 'ben gelene kadar kıpırdama' oyununa, ordan yüzük saklamacaya, el el üstünde kimin eli var'a...
Ve bu oyunların çoğunu sen uydurmuştun:)
Yatağımızın üstüne uzanıp ellerini yüzüne kapattıktan sonra, parmaklarını aralık bırakarak sarı ampüle bakışını ve " çok değişik renkler oluyor, çok güzel inanamazsın" diye beni belki bir saat o ışığa baktırdığını hatırlıyorum:)
Oysa için hüzün doluydu biliyorum...
Senin elini tutmadan uyuyamadığımı hatırlıyorum sonra, "ya istediğimde bu eli bulamazsam" diye ağladığımı, ve sen üzülme diye ağladığımı sana belli etmediğimi...
En nefret ettiğim şeydi seni üzgün görmek!
Yatmadan önce çok uykum gelse "annecim surelerimi bugün benim yerime sen okur musun?" derdim sen de okurdun...
Hasta olurum diye bana zorla sobanın üstündeki suyla abdest aldırırdın...
Hasta olunca beni sırtımda sağlık ocağına taşıdığını da unutmuyorum hiç... En az yarım saat sürmüştür yol.
Hiç izin istediğimde vermediğin olmadı. "Sana güveniyorum da ondan" derdin hep, ben de çok mutlu olurdum.
Benim için kendinden vazgeçip, yanlız kalma pahasına beni yatılı okumaya göndermen de başlı başına bir fedakarlıktı...
Bense hicret hayalleri kurarken sadece geride kalan olarak sen'i nasıl bırakacağımı düşünürdüm.
Yurtta da çok özlerdim seni, çok bilirim yorganın altında seni özlediğim için ağladığımı... Ben çok bilirim de başka kimseler bilmez annecim, sanırım bunu da senden öğrendim ben; acını içinde yaşamayı...
Sonra her sınavdan önce seni arayıp dua istediğimi hatırlıyorum, sanki sen dua etmezsen hiçbiri iyi geçmeyecek gibi gelirdi. Bilirdim ki o an ben ne hissediyorsam aynısını hissediyordun...
Sonra evlendim, okyanuslar girdi araya...
Özlemeye devam ettim...
Kızım doğduğunda yanımdaydın, doğar doğmaz sana ilişti gözlerim; zaten hep bildiğim kıymetini o an tekrar anladım... Zemini ıslatmıştı gözyaşaların korkudan...
Nasıl diyoruz ailecek: Üç günlük dünya:)
Nur yüzlü, pamuk elli, temiz yüzlü geniş yürekli annem...
Çok acı dolu oldu yazım biliyorum ama ben senin vesilenle güzel, çok güzel bir çocukluk geçirdim.
Balkonda beni karşına alıp da konuştuğun o dakikalardan sonra kuvvetlenen dostluğumuz beni hiç yalnız bırakmadı. Hiç korkmadım annem merak etme...
Şimdilerde yeryüzündeki en kıymetli mekanı ziyarete gitmeye hazırlanıyorsun ya, öyle seviniyorum ki... Benim yerime de oralarda bir yerlerde secde et, bir iki gözyaşı dök olur mu???
Öperim annecim, ellerinden, ayaklarından...
.....
Bu yazı şimdiye kadar en zor yazdığım yazı oldu, ne yaptıysam da içime sinmedi, doğru kelimeleri bulup yetiremedim, bir türlü beğenemedim...
Çok da düşündüm bu kadar özel duygularımı herkesle paylaşmaya gerek var mı diye ama annemi mutlu etmek, ona burdan hediye vermek istedim.
Bu vesileyle de bütün annelerin anneler günü kutlu olsun!
Rabbime bize bu duyguyu tattırdığı için hamd olsun ve Rabbim anne olmak isteyen tüm kardeşlerime de bu duyguyu tatmayı nasip etsin....
Bu çiçek de benden size hediye olsun, sizin için bahçeden çektim:))))
11 Mayıs 2013 Cumartesi
İndirim Günleri Başladı!!!
10 Mayıs 2013 Cuma
Bir Amerika Rüyası: Niagara Şelaleleri
Hani bizim şu Türk olan Kızılderili atalarımız var ya, işte onlar bu şelalelerin sesini duyunca "bu ne yaygara" demişler de, ondan sebep bu güzelliğin adı Niagara olmuş.
Komik...
Niye böyle iddialara gerek duyulur hiç anlamam. Kızılderililer Türk müydü bilmiyorum ama bu neyi değiştirecek? Sanki Türk olsalar ben daha mı çok seveceğim milletimi? Tabi ki hayır... Hani bayılırız ya "bunu Türkler yapmış, bunu aslında biz yapmışız" demeye... Doğru olabilir, bilirim ki ecdadımda o potansiyel vardır ama ben böyle iddiaları duydukça zayıf olanı yüceltmeye çalışıyorlarmış gibi hissediyorum.. Oysa benim tarihimin de milletimin de böyle övgülere! İhtiyacı yok. Ayrıca bunları konuşup durmaktansa şimdilerde millet olarak dünyanın neresinde duruyoruz ona bakılmalı bence.
Bir de şu var tabi... Kızılderililer Türkse bile, böyle bir güzellik karşısında (espri yapma niyetinde değillerse) "ne yaygara" dememişlerdir sanırım... Yani demişlerse de bunu övünerek anlatmamalı herhalde...
Uzun lafın kısası, benim ecdadım için gerçekler yeterli, ihtimallere gerek yok....
Niye böyle bir giriş yaptım bilmiyorum, içimden geldi yazdım:)
Hani ben size Özgürlük Heykelini anlatırken, Amerika güzel tamam ama güzelliğinden fazla reklam yapıyor demiştim ya, işte bu tezim burasi için geçerli değil. Ben gezip gördüğüm yerlerde en çok burayı sevdim...
Suların sesi ve serinliği hâlâ hatırımda...
30 saniyede 168 bin metreküp suyun aşağı bırakıldığı bu şelale, New York eyaletinin Buffalo şehrinde ve bundan 10 bin yıl kadar önce Kuzey Kutbundan gelen buz kütlelerinin sebep olduğu çöküntüyle oluşmuşlar. İyi ki de oluşmuşlar:)
Bu şelaleler bir at nalı şeklinde Amerika ve Kanada arasında su sınırı oluşturuyor. İki ülke arasında ise bir köprü var sadece....Aslında google earth dan izlemesi bile zevkli oluyor bu sınırı:)
Şelalenin tarihi ve coğrafyasıyla ilgili birçok bilgi bulabilirsiniz zaten, ben sadece sizinle bu güzelliğe şahit olurkenki hissiyatımı paylaşmak istiyorum...
Doğal olarak önce uzaktan görüyorsunuz şelaleyi ve gözünüze çarpan ilk şey su kabarcıklarının ışıkla etkileşiminden oluşan gökkuşakları oluyor.. Sonra da şelalenin dibine yaklaşabildiği kadar yaklaşan bir botta mavi poşetler giymiş insanları görüyor ve onlardan biri olmak için sabırsızlanıyorsunuz... Çöp poşetinden hallice olan bu yağmurlukları hâlâ saklıyorum:)
Sonra esas şelaleye göre nisbeten küçük bir şelaleyi ziyaret ediyorsunuz. Bu şelale için de tahta merdivenler yapmışlar ve poşetlenmiş olsanız da, isterseniz gerçekten çok ıslanıyorsunuz... Biz yedek kıyafet götürmediğimiz için çok pişman olmuştuk ama o eğlenceye değerdi.
Sonra, Maid of the Mist (Sislerin Kızı) dedikleri iskeleden botlara biniyorsunuz ve o kocaman şelaleye yaklaşabildiğiniz kadar yaklaşıyorsunuz...
Suyun kuvveti, hızı size ister istemez kainatta ne kadar küçük olduğunuzu hatırlatıyor...
Yarım saat kadar hayret makamında şelalenin güzelliğini izledikten sonra geri dönüyor ve bir daha gelmek nasip olur mu acaba diye düşünmeye başlıyorsunuz...
Şelaleye gideceğimizi duyan arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine aynı gün, Yeşil Göl ve Binbir Adalara da gitmiştik. Onları da başka bir yazıda paylaşacağım inşallah...
İsteyen herkese gitmek nasip olsun, amin:)
9 Mayıs 2013 Perşembe
Memleket Özlemiyle Yapılmış Kıymalı Pide
"Tarifcikler" köşeme tarif yazarken kesinlikle denediğim* ve tadını gerçekten beğendiğim tarifleri seçiyorum.. Bu blog bir yemek bloğu olmadığından, bloğumda şu tarif de olsun, arama motorlarımda çıksın gibi bir derdim yok. Dolayısıyla bir tarifi denemiş olmak ve beğenmiş olmak yayınlamak için yeterli... İşte bugün de size değerli arkadaşım Müberra'da yediğim ve bayıldığım bir pide tarifi vermek istiyorum. O bize kıymalı yapmıştı, ben ıspanaklı da yaptım iki çeşit oldu.
(*) "denediğim" kelimesinin üstünde durmak istiyorum çünkü ben mutfakta çok tecrübeli sayılmam, eğer denemişsem ve güzel olmuşsa muhtemelen o tarif kalitelidir;) )
Evlenip yemek yapmaya başlamadan önce, kendimi hiç mutfağa girip pideler yapan biri olarak hayal etmemiştim. Artık ne bekliyorduysam, bu işi benim için hizmetçilerim yapacak falan mı sanıyordum bilmiyorum:)
Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi pidelerim çok simetrik olmadı ama tadı gerçekten çooook güzeldi, siz görüntüsünü de çok güzel yaparsınız inşallah:)
Yapılışı:
Ben instant maya kullandığımdan, önce su, şeker ve tuzu karıştırıp sonra unu, una da mayayı ekledim. Hamur ele yapışmadığında yoğurmayı bıraktım ve mayalanmaya bıraktım.
İçini hazırlamak için de, soğanı minik minik doğrayın kıymayla yoğurduktan sonra tavada biraz kavurun. Bu pidedeki tadın sırrı soğanının çok olmasındaymış ve soğanı önce kavurmak yerine kıymayla yoğurup kavuruyorsunuz.
Mayalanan hamurdan istediğiniz büyüklükle bezeler koparıp unladığınız zeminde merdane yardımıyla oval bir şekilde açın.
Sonra içine erittiğiniz tereyağını fırça ardımıyla sürün ve iç harcınızı cömertce yayın. (Müberra üstüne kaşar koyacaksan zemine tereyağı sürmeyebilirsin, ağır olabilir demişti ama ben unutup sürdüm ağır olmadı)
İç harcın üzerine rendelenmiş kaşar peynirini de serpiştirin ve kenarlardan iyiyce kapatın.
Kapattığınız müstakbel pideleri 200 derecede, ısıtılmış fırına verin.
Bizimki 20 dakikada pişmişti...
Fırından çıkınca sıcakken acımayın ve üstüne tekrar tereyağı sürün:)
Biz biraz abartıp hepsini bitirdik ama normalde bu ölçü dört kişiyi doyurur...
Afiyet olsun...
Not: Geçenlerde bir yerde "yemek yemeden önce eskiden Besmele çekerdik şimdi fotoğraf çekiyoruz" diye bir söz okudum çok üzüldüm. İnşallah biz Besmeleyi de unutmayalım..:)
Ağzınızın tadı hiç bozulmasın.....;)













