namaz serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namaz serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Namaz Serisi (13): Rahim ve Rahman İsimleri, Hesap Günü ve Kurtulma Çaresi

Namaz Serisi 1  2  3  4  5  6 7 8  9  10  11  12  13


Uzun süre ara verdim bu seriye farkındayım ama ara vermiş olsam da inşallah bitirmeye niyetliyim:)

En son Fatiha suresine başlamıştık bu yazıda da kaldığımız yerden devam edeceğiz. Rahman ve Rahim isimleri üzerinde duracağız özellikle...

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Fatiha bizimle Rabbimiz arasında bir diyalog aslında. Dolayısıyla da bu sureyi okurken Rabbimizin bize cevap verdiğini, bizi muhatap aldığını unutmamamız gerekiyor. Dünyadaki herhangi bir kul olarak belki ama hepimize ayrı ayrı cevap verildiğini unutmadan....

Cenab-ı Hakk Kendini tanıtırken 'alemlerin Rabbi' ifadesinden hemen sonra bu iki ismi kullanıyor: Rahman ve Rahim.. Esirgeyen ve Bağışlayan. Neden peki? Çünkü Rabbimizin ilahlığı merhamet üzerine dayandırılmış...
O alemlerin Rabbi, bunu okuduğumuz zaman doğal olarak şu soru geliyor aklımıza: "Nasıl bir Rab'den bahsediyoruz?" 
Bu soruyu Kendi cevaplamış Fatiha suresinde:

O Rahman ve Rahim'dir..

Fatiha suresini okuyan birçok insan Rahman ve Rahim kelimeleri arasındaki farkı bilmez. Bu iki kelime genelde Esirgeyen (ki ben bu ifadeyi niyeyse pek sevemedim hiç. Neyi esirgiyor ki Rabbimiz bizden bunca nimet içinde yüzerken... Tabi kasdedilen anlam bu değil ama işte yine de...)

Rahman ismi kainattaki tüm varlığa gösterilen merhametin kaynaği olan isimdir.
Rahim ismi ise sadece inananlara ahirette gösterilecek daha özel dairedeki bir merhametin kaynağı olan isimdir.

Peki neden hemen bu ayetin arkasından "din gününün (hesap gününün) sahibi" ifadesi geliyor? Çünkü öyle almasaydı kalbimiz dehşetle dolardı.( yine denge var yani, mecburuz hem korkup kendimize çeki düzen vermeyi hem de sonuna kadar ümitle durmayı öğreneceğiz)

Daha önceki yazılarda bahsettiğimiz gizli anahtarı hatırlıyor musunuz? 
Allah'la konuşuyor olmak...
O zaman bundan sonra Rahman ve Rahim derken Rabbimizin bize "kulum beni sena etti" şeklinde karşılık verdiğini unutmayalım....

Gelelim bir sonraki ayete:

مالك يوم الدين

Din gününün sahibidir.

Her ne kadar biz Malik kelimesini 'sahip' olarak çevirsek de aslında Melik diye okusak bu sefer de 'hükümdar' anlamına gelir ki o da doğrudur. Çünkü Allah hem malik hem meliktir. Din gününün sahibi de, o gün hükmedecek olan da O'dur.

"Din günü" derken aslında nasıl bir gün olduğunun çok da farkında olarak söylemiyoruz. O gün öyle bir gün ki, burda yaptığımız herşeyin hesabını vereceğiz. ( burda belki de en yakınlarımızdan bile sakladığımız herşeyin...)
Acaba Rabbimiz zaten 'alemlerin Rabbi' olduğunu söylemiş ve ifade din günü de kapsarken acaba neden tekrar bugüne vurgu yapmıştır? (Cevabı bilmek basit de, Rabbim idrak lütfeylesin)
Tabi ki bize kesin dönüşü ve bu dünyada sahip olduğumuz herşeyi bu dünyada bırakıp yanımızda götüremeyeceğimizi hayırlatmak için... 
Eğer O izin vermezse o gün şu sürekli konuşan dilimiz bir kelime bile söyleyemeyecek.

Allah (cc) buyurmuştur:

O gün ruh (Cebrâîl) ve melekler saf saf olarak ayakta durur. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kimseden başkası konuşamaz; ve (o konuşan da ancak) doğruyu söyler! (78:38)


Unutmamak gereken bir husus daha var. O da; din gününün düşündüğümüzden çok daha yakın olduğu. İnsan öldüğünde hesap günü onun için başlamıştır aslında. Kimse bu durumdan kaçamaz. Eğer biri kaçabilseydi bu Efendimiz (sav) olurdu. Ama O bile ölürken, gözleri yaşarmış ve 

لا اله الا الله ان للموت سكرات

'Allah'dan başka ilah yoktur, şüphesiz ölüm ızdırabı vardır' (Buhari) demiştir.

Mahşer Günü

Hepimiz biliyoruz ki, kıyamet gerçektir... Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi:

1- Güneş, tekvîr edildiği (dürüldüğü, nûru nârından ayrıldığı, ışığı giderildiği) zaman!

2- Ve yıldızlar, (karartılarak) döküldüğü zaman!

3- Ve dağlar, yürütüldüğü zaman!

4- Ve yüklü develer, başıboş bırakıldığı zaman!

5- Vahşi hayvanlar, bir araya toplandığı zaman!

6- Denizler, tutuşturulduğu zaman!

7- Nefisler, birleştirildiği (ruhlar, bedenlerle bir araya getirildiği) zaman!

8- Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!

9- Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman!

10- Sayfalar (amel defterleri), açıldığı zaman!

11- Gökyüzü, (yerinden sökülüp) koparıldığı zaman!

12- Cehennem, iyice alevlendirildiği zaman!

13- Cennet, yaklaştırıldığı zaman!

14- Her nefis, (hayır ve şer) ne hazırlamış olduğunu bilecektir!

(81:1-6).


Anlayabilmek adına yeryüzünde olan kasırgaları, tsunamileri, depremleri, selleri düşünelim. Tabi ki bunlar kıyamet gününe kıyasla hiçbirşeydir.
Mezarlarımızdan çıkacağız ve inanmayanlar şöyle diyecekler:

Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın va‘d ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!” (36:52)

O gün güneş iyice yaklaşacak, insanlar terledikçe terleyecek öyledikçe bazılarının terleri çenelerine kadar gelecek... Sadece yedi grup insan arş-ı alanın gölgesinde gölgelendirilecekler. Geri kalan herkes sıkıntının tam orta yerinde olacak. Ta ki birden,

Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği (zaman)! (89,22)

Allah'ın nuru gökleri kaplayacak,

 “O gün (herkes) o çağırıcıya (İsrâfîl’e) uyarlar; ona karşı yan çizmek yoktur. Öyle ki, Rahmân(’ın heybetin)den dolayı sesler kısılmıştır; artık seslerin en hafîfinden (yalvaran dudakların kıpırdaması, korkulu ayakların hışırtısından) başka bir şey işitmezsin!”(20:108)


Peki o gün kim kutulacak?

İşte cevap Fatiha suresinin bir sonraki ayetinde;
"Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz"

Gönülden bu ayeti söyleyebilenler...

İsbatı?

Şânım hakkı için, Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik; bunun üzerine (onlara) dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin; sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! Şübhesiz ki ben, sizin üzerinize büyük bir günün azâbından korkuyorum!” (7:59)

Yani hesap gününün sahibi olan Allaha hakkıyla ibadet etmek, bizi o günün dehşetinden kurtaracak inşallah. Bu cümleleri söylerken Rabbimizin nasıl Melik ve Malik olduğunu, Ona nasıl döndürüleceğimizi ve bizi Ondan başka kimsenin kurtaramayacağını hatırlamamız lazım.

Rabbim namazlarımızda bize bu huşuyu nasib etsin inşallah... Amin!










Devamını oku...

10 Aralık 2013 Salı

Namaz Serisi (12): Hergün Okuduğumuz Fatiha Suresinin Mahiyetini Anlamak

Fatiha suresi, namazın her rekatında okuduğumuzdan, okumamızın vacip olmasından anlamını kesinlikle bilmemiz gereken bir sure... Ancak bu şekilde her ayetin ne demek istediğini anlar ve ona gönülden bağlanabiliriz...

Allah (cc) buyurmuş;

De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bakın!” (10:101)

"Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan,sonra arşa hükmeden, geceyi kendisini sür‘atle taleb (ve ta‘kib) eden gündüze örten Allah’dır. Hem güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdirilmiş olarak (yaratan da O’dur)!"

Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de O’na mahsustur! Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir!
Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz sema, sadece bu dünyanın seması... O bile ne kadar azametli geliyor, içinde bizi şaşırtacak ne güzelikler barındırıyor... Düşünün ki yedi kat daha var ve onun da ötesinde hayalinden aciz olduğumuz kürsi... Ve arş....

Ne buyurmuştu Allah Rasulu (sav)? 

"Yedi gök kürsi içinde bir kalkan içine atılmış yedi dirhem gibi kalır."(Taberani)

Eğer Kürsi buysa, muhteşem arş da nasıl birşey? 

"Arş içinde Kürsi, yeryüzünde bir çölün içine atılmış demir bir halka (yüzük) kadardır" (İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azım, I, 309).

Hayal bile edemiyoruz öyle değil mi?
Peki hala nasıl bu kadar kibirli olabiliyoruz?
Oysa O gücü herşeye yeten, zerrelerden gezegenlere herşeye hükmü geçen, kalbimizden geçen en ufak ayrıntılardan haberdar olan Rabbimiz... Bizi biz anlatmadan bilen, asla yanlış anlamayan...

İşte insan bu büyüklüğü hissedince kendini 

'Elhamdulillahi Rabbil alemin: Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun'

demekten alamıyor öyle değil mi?


Namaz Bir Diyalogtur

Allah (cc) bir kudsi hadiste, Fatiha suresi hakkında şöyle buyurmuştur:

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) nin "ben Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) in şöyle buyurduğunu işittim." dediği rivayet edilmiştir: 
"Allah-u Teala Hazretleri buyurdu ki, ben namazı (Fatihayı) kendimle, kulum arasında ikiye böldüm,kulum için istediği vardır. 
Kul: “elhamdülillâhi rabbilâlemîn” dediği zaman, Allah-u Teala, kulum bana hamdetti (beni medhetti) buyurur. 
Kul: “errahmânirrahîm” dediği zaman, (Allah-u Teala) kulum bana sena etti (beni övdü) buyurur. Kul: “mâlikiyevmiddîn” dediği zaman, (Allah-u Teala) kulum bana tazim etti (beni büyük tuttu) diğer bir kere de: Kulum işini bana havale etti buyurur. 
Kul: “iyyâke ne’büdü ve iyyâke nesteîn” dediğinde, (Allah-u Teala) bu, benimle kulum arasındadır, kulum için istediği vardır, buyurur. 
Kul: “ihdines sırâdal müstegîme sırâdallezîne enamte aleyhim ğayril meğdûbi aleyhim veleddâllîn” dediğinde, (Allah-u Teala Hazretleri), bu kulum içindir ve kulum için istediği vardır." buyurur.
(müslim, salât:38,40 Ebu Davud, Salat:132, Nesef, iftitah:23. İbn-i Mace. Âdab:52)

Ne muhteşem bir diyalog öyle değil mi? En güzeli de Rabbimizin bizden 'kulum' diye bahsetmesi...

Hatırlarsanız O, Mirac hadisesini anlatırken de, 'kul' ifadesini seçmişti:

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Harâm’dan, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya (İsrâ -gece yürüyüşü- ile) götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir.Şübhesiz ki Semî‘ (herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O’dur. (17:1)


İnsanlara kulluk etmek insanı alçaltır ancak Hakk'a kulluk, hele ki ihlasla, aşkla olursa insanın elde edebileceği en güzel onurdur, gayet şerefli bir payedir.


Rabbimiz, namaza bu hissiyatla gelebilmemiz için bize yardım etsin, amin...


Devamını oku...

15 Eylül 2013 Pazar

Namaz Serisi; Besmele ve Fatiha Suresine Giriş (11)

Yazdiğım uzun bir yazıyı kaydedeyim derken silmiş olmanın siniriyle, aynı heyecanı hissetmeyi umarak tekrar başlıyorum yazıma...

Bu seriyi takip edenler bilir en son Subhanekeden bahsetmiş ve artık Besmele çekmeye gelmiştik..

Şimdi sıra namazdaki çok kıymetli yerlerden birine, O'nun isimlerini zikrettiğimiz kısıma geldi; Besmele.. (Kendisini zikretmemiz için söylememizi istediği cümlede isim olarak Rahman ve Rahim isimleni seçen Rabbime sonsuz hamdolsun...)
Besmele hissederek söylenirse insanı huzur ve sakinlik iklimine çeker- zaten kalbimiz O'nun ismini zikretmekten başka nasıl tatmin olacak ki? Başlı başına hazine olan bu cümleyi söylemek kişinin kalbine rahatlık ve huzur vereceği gibi onu birçok şeyden de koruyacaktır. (Bu konuyla ilgili şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim)

Hani anlatılır;

Mecnun derdinden deliye dönünce yakınları onu hacca götürürler. İlk günlerde yapılması gerekenleri yaptıkça gerçekten de iyiye gider Mecnun. Ama son gün Mina'da adamın biri akrabalarından birine 'Leyla!' 'Leyla!' Diye seslenince Mecnunun derde müptela olur yine... İsmi her duyduğunda adeta kalbi kanar Mecnun'un.. İşte sevenin sevdiğinin ismi anılınca girdiği ruh hali budur... Keşke biz de Besmeleye böyle bakabilsek...

Allah (cc). Şöyle buyurmuştur: 

 Ey îmân edenler! Bir (düşman) ordu(su) ile karşılaştığınız zaman, artık sebât edin ve Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. (8:45)

Bazı alimler tefsirlerinde bu ayeti yorumlarken şöyle açıklamıştır. Kişi savaş anında bile, o anda bile sevdiğini hatırlamalı ve O'nun adını zikretmelidir. ( Rabbimiz son nefesimizde de dilimizden adını eksik etmesin...) 
Zaten başka kimimiz, dua edecek başka hangi sığınağımız var ki... Başka kim bize daha merhametli ki?

Yani, Bismillahirrahmanirrahim dediğimizde bu birazdan Rabbimizle aramızda başlayacak diyaloğa bir giriş niteliği taşır. Ve Fatiha'yı okumaya başladığınızda Allah size cevap veirir. Aslında sürekli okuduğumuz bu surenin anlamını bilmemek kelimenin tam anlamıyla ayıptır. Bu sure (bildiğimiz) Cenab-ı Hakk'ın bize cevap verdiği tek suredir.
Peki bu kıymetli surenin sırları nelerdir???

Fatiha Suresi

Elhamdu lillahi Rabbi-l alemin ( alemlerin RBbi olan Allah'a hamdolsun)

Hamd kelimesi hem övme hem teşekkür anlamı taşır. Ayrıca hamd hem sevmeye hem de tazim etmeye ( yüce görmeye ) işarettir. Fazlasıyla derin anlamları olan bu kelimeye inşallah bir dahaki yazımızda değineceğiz...

Resulullah(sav) bu kelimeyle alakalı şöyle buyurmuştur: 

الحمدلله تملأ الميزان

“Elhamdulillah mizanı doldurur ” (Muslim)

رب العالمي

Bu ayet de 'alemlerin Rabbi' anlamına gelir. Rabbimiz öyle bir Rabb'dir ki, herşeye Kadir, terbiye edici, herkesin ve herşeyin sahibidir. Burda alemler ifadesinden kasdedilen tüm yaradılmışlar, yani insanlar, hayvanlar, cinler, melekler.. Bunların hepsi alem olarak nitelendirilmiştir. (Ve Allah şu an ben bu satırları yazarken aklımdan geçenleri tam olarak bildiği gibi, dağın başındaki böcekten de, uzaydaki galaksilerden de haberdardır. Hani bir tabir vardır kara gecede kara taşın altındaki kara karıncanın ayak sesini duyan Rabbim... İşte O alemlerin Rabbidir ve aslında Alemlerin Rabbine hamdolsun derken, hissedilmesi gereken bu büyüklüktür.)
Melekler alemi, hayvanlar alemi, insanlar alemi... derken bu kasdedilmektedir ve bu şekilde küçük ve büyük herşeyi, hatta bakteri ve hücreler için bile kendi dünyalarından bahsetmiş oluruz.

Dünyanın akıl almaz karmaşıklığını göstermek için örnek olarak kanın bir damlasındaki akyuvarları gösterebiliriz. Bir damla kanda 7000 den 25000 e kadar akyuvar bulunur ve hepsini kontrol eden Bir'i vardır...

Geriye sadece 'alemlerin Rabbi olaran Allah'a hamdolsun demek kalıyor öyle değil mi?

Fatiha suresine bir dahaki yazımızda devam edeceğiz inşallah...

Devamını oku...

9 Ağustos 2013 Cuma

Namaz Serisi: Neden Subhaneke Duasıyla Başlıyoruz? (10)

Namaza Başladıktan Sonra...


Namaza başladığımızda belki de hissiyatımzdaki en baskın duygulardan biri 'tevazu' duygusu olmalı. Namaz esnasında başımızı biraz eğik tutma gerekliliği de aslında bu hissin bir göstergesidir. 


Resulullah ﷺ namazda başını biraz eğik tutar ve gözünü secde yapacağı yerden ayırmazdı. Tabiri caizse bu duygu aşığın maşuğu karşısındaki utangaçlığına, gözünün içine bakamayışına, ona olan hürmetine benzetilebilir...


Resulullah ﷺ buyurmuştur:


Namaza durduğunuzda, yüzünüzü sağa sola çevirmeyiniz. Şüphe yok ki Yüce Allah(c.c), kulu yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöneliktir. (Tirmizi) 


Peki ya başka yöne çevirirsek? Resulullah ﷺ buyurmuştur: 

.... Eğer kul yüz çevirirse Allah da yüz çevirir. (Ebu Davud)


Ve unutmayalım; 'yüz çevirme' ifadesi iki anlam taşır:

1. Kalben yüz çevirmek ki namaz esnasında kalbimize gelen dünyalıklar ve o esnada dikkatimizi dağıtanlar bu anlam dahilindedir.

2. Bakışımızı başka yere çevirmek ki bu da namazda sağa sola bakıp ciddiyetsiz davranmak anlamındadır.


Bir kralla ya da yüksek statüdeki herhangi bir insanla buluştuğumuzda ne bakışlarımızı sağa sola kaydırır, ne de direk muhtabımızın gözünün içine bakarız. 


Allah (cc) Efendimiz'in ﷺ Miraç esnasındaki tevazusundan bahsederken,


(O haşmetli makamda Muhammed’in) göz(ü) ne kaydı, ne de haddini aştı.(53:17)


buyurmuştur...


(Sizi bilmem ama ben bu ayeti okuduğumda, -ki hep çok dikkatimi çeken bir ayetti- hiç namazdaki hale işaret edilen bir ayet olabileceğinin düşünmemiştim, çok güzel bir yaklaşım bence...)


Ibn El-Kayyum bu hareketin yüksek bir edep göstergesi olduğunu ifade etmiştir. 

Amr b As (ra) müslüman olmadan önce Efendimiz'i ﷺ sevmediğini ancak Müslüman olduktan sonra edebinden asla O'nun gözlerinin içine bakamadığını söylemiştir.


Kul kendini Allah önünde alçaltmayı başarabilirse gerçekte kendini yükseltmiş olur. Hadis-i şerifte de tam olarak böyle buyrulmuştur:


"Kim Allah a karşı tevazu sahibiyse, Allah onu yüceltir". (Muslim)



'Namazda gözlerimizi kapatabilir miyiz?' diye soracak olursanız da, kapatmanın sünnetten olmadığını belirtmekle birlikte, eğer etrafta huşunuzu engelleyecek birşey varsa kapatabilirsiniz diye cevap verebiliriz. Birçok alimin görüşü bu şekildedir. 


(ben daha önce bu konuyu araştırmıştım ve aynen bu cevabı bulmuştum ancak kapatma süresi çok uzun olmamalı, her hareket değişikliğinde kısa sürede olsa açmak gerektiğini öğrenmiştim)



Ellerin Şekli


Tekbir aldıktan sonra ellerin aldığı şekiller genelde mezhepten mezhebe farklılık gösterebiliyor. Ama hepsinde ortak olan sağ elin sol elin üstünde olduğudur. Peki bunun sebebi nedir acaba? Imam Ahmed e bu soruyu sorduklarında şöyle cevap veriyor: 

Allah karşısındaki tevazumuzun bir göstergesi olarak... Eğer bir saraya girsek, ellerini bağlamış başları önde insanlar görsek, kimin kral kimin köle olduğunu hemen söyleyebiliriz...


Subhaneke Duasıyla Başlamak...


Bu dua Rabbimizi saygıyla karşılamak için okuduğumuz açılış duasıdır. Saygı duyduğunuz biriyle buluşacağınız zaman Onu iyi karşıladığınızdan emin olmak istersiniz...


Ya da şöyle düşünelim; sevdiğimiz biri bizden birşeyler istedi ama biz istenileni yapmadık ve sonra bizi yanına çağırdı. Oraya giderken isteklerini yerine getirmemiş olmanın ezikliğini yaşarız (ya da yaşamalıyız) öyle değil mi? 

Namaza giderken de hep bu şekilde hissetmeliyiz. Yerine getirmediğimiz ne kadar çok şey var... Yapmamamız gerektiği halde yaptığımız ne çok davranış, girdiğimiz ne çok günah var...

İşte namaza gelirken bu hissiyatla gelmeliyiz..


Subhaneke olarak bildiğimiz duanın da anlamı bakın şu şekildedir:


سبحانك اللهم وبحمدك وتبارك اسمك وتعالى جدك ولا إله غيرك


Allahım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur


'Subhaneke Allahumme ve bihamdik' dediğimizde, Rabbimizin her eksiklikten uzak olduğunu ve tüm övgülerin O'na olduğunu söylüyoruz. '

'Tebarekesmük' dediğimizde O'nun adıyşa andığımızı yücelttiğimizi ifade ediyoruz.

'Ve teala cedduk' yine O'nun üstünlüğünü içimizde hissediyoruz

'Ve la ilahe gayruk' derken de bahsettiğimiz büün bu sıfatların başka birinde daha olamayacağını tekrar tasdikliyoruz.

Zaten bu sıfatlara sahip başka kim var ki kendine ibadet edilmeye layık olsun?....


Resulullah ﷺ bu duanın Allahın en sevdiği sözlerden oluştuğunu söylemiştir. (Sahih el-Albani)

Namaza bu şekilde başlamak düşüncelerimizi temizler ve Kuran okumaya başlamadan önce bize tevazu kazandırarak aradaki bariyerleri kaldırır.


(Çocuklara ilk öğretilen, namaza başladığımızda okunan duadır Subhaneke duası... Şimdiye kadar anlamını hiç düşündünüz mü, neden bu duayla başlıyoruz diye merak ettiniz mi bilmiyorum... Etmediysek de birşeyler öğrenmişizdir inşallah. Rabbim okuduklarımızı kalbimize indirsin...) 


Selametle...





 

Devamını oku...

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Namaz Serisi: Namazda Allahu Ekber Derken... (9)

Namaz Serisi 1  2  3  4  5  6 7 8 9


İlk bu yazıyla başladık bu seriye.. Namaz öyle kıymetliydi ki, ona gelene kadar atılan her adım da kıymetli olmalı ve içinde farklı anlamlar taşımalıydı... Hissiyatımızı düzenlemeli, belki biraz dengelemeli, inancımızı ve bilgimizi sağlamlaştırmalı, ezanı, abdesti derinlemesine öğrenmeli ve namaza öyle başlamalıydık... 

İşte başlıyoruz şimdi: Allahu Ekber!

İftitah tekbiri


İftitah tekbiri namazın içindeki farzlarının ilkidir. Namaza başlarken elleri kaldırıp Allahu Ekber deme hareketidir.

Neden 'Allahu Ekber?'  Neden Elhamdulillah ya da La ilahe illallah değil? Çünkü Allahu Ekber demek, Rabbimizin o an aklımıza gelen dünyalık herşeyden daha büyük ve daha kuvvetli olduğunu ruhumuza duyurmak demektir....
Allahu Ekber bütün önemli duyuruların, ilanların içinde vardır: Namazda, ezanda, şeytan taşlarken, bayram namazında, vitir namazında...

Allah (cc) Ramazan ayından bahsettiği ayetin sonunda şöyle buyurur:

“Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister.”

Allahu Ekber dediğimizde Rabbimizle olan buluşma anına başlamış oluyoruz. 
Aslında diyoruz ki: Allah bizim işimizle alaklı sıkıntılarımızdan da, yemekte ne pişireceğimizden de, sürekli takip ettiğimiz dizinin en heyecanlı yerinden de daha önemlidir... Allah kalbimizde O'nun haricinde ne varsa, hepsinden büyüktür. Bu yüzden namaz esnasında hareketlerin her değiştiğinde Allahu ekber deriz- ola ki düşüncelerimiz dünyaya kaydıysa doğrulup kendimize gelelim.. 
Bilmem farkettiniz mi ama namazda sadece bir hareket esnasında Allahu ekber demiyoruz; o da rükudan kalkarken... Bu meseleye daha sonra geleceğiz inşallah.

Elleri Kaldırmak


Kul namaza başlarken ellerini kaldırır çünkü o an dünyaya ait ne varsa elinin tersiyle arkaya itmiş olur. O an Rabbimizle başbaşayızdır ve elini kaldırarak öncesinde bu u kendine fiziksel olarak da hatırlatır.
Birine teslim olmak istediğimizde de elimizi kaldırırız ya, onun gibi isteyerek, severek Allah'a teslim olmaktır ellerimizi kaldırmanın anlamı.

Allahu Ekber Gerçekte Ne Demektir?


Eğer Allahu ekber derken bunu hissetmiyorsak aslında bir bakma yalan söylüyor sayılırız. Çünkü dilimizle Allah'ın en büyük olduğunu söylesek de, kalbimizde dünya daha büyüktür.... Dilimize gelen kelimelerin öneminin farkında değiliz demektir...

'Allah' kelimesi bir tek Rabbimizin adıdır. O'ndan başka kimse bu şekilde çağrılamaz. Allah, ibadet edilen ve secde edilen demektir. Diğer isimleri insanları anlatmak için kullanılabilir belki ama Allah ismi bir tek O'nun içindir. (Bildiğim kadarıyla Rahman ismi de kullanılamıyor)

İsra suresi 111. Ayetin sonunda da şöyle denmiştir:


وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا
“… tekbir getirerek O'nun büyüklüğünü ilan et” (17:111)

Allah bizim anlayamayacağımız kadar büyüktür, belki kainata bakarak biraz anlıyoruz; denizlerden dağlara, ağaçlardan hayvanlara... Ordan insanlara...Hepsi Allahın büyüklüğünü ilan ederler. Mdem öyle biz neden bunu göremeyelim, hissedip ilan edemeyelim??

Evet, ellerimizi kaldırdığımızda dünyayı arkada bıraktığımız gibi günahlarımız da yavaş yavaş omzumuzdan aşağı dökülür. Raulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

"Kul namaza kalktığında bütün günahları başının be omzunun üstüne yerleştirilir, her rükuya ve secdeye gidişinde de bazıları dökülür gider." (Beyhaki, Sahih el-Cami)

Harika birşey bu değil mi? Bir başka harikalığı daha hatırlayalım mı? Allah size yüzünü döner. Resulullah ﷺ:

"Kul dönüp gitmedikçe Allah onunla yüzyüzedir" (ebu Davud)

buyurmuştur..

Namaza doğru atılan basit bir adımla, bir Allahu ekber demekle bile o kadar çok şey olur ki...  Bu işe tahsis edilmiş özel bir şeytan vardır mesela ve görevi namazda dikkatinizi dağıtmaktır. Namazda artık konuşmaz, artık kıpırdanmazsınız. Hatta bakışlarınız bile... Bakışlarınızı dahi yukarı kaldırmazsınız. Çünkü artık çok kıymetli bir huzûrdasınızdır... 

Başka bir hadis-i şerif:

Namazın tertemiz olmasının anahtarı, ona Allahu ekber diyerek başlamak ve esselamu aleykum diyerek kapatmaktır. ( Ebu Davud )

Allahu ekber deyince akla gelmesi gereken başka birşey de şu koca kainattaki küçüklüğümüzdür. Bizler şu koca zannettiğimiz dünyada ne kadar küçüğüz... (Ve şu koca zannettiğimiz dünya güneş sistemi içinde ne kadar küçük.... Güneş sistemi ise samanyolu galaksisi içinde küçük bir nokta gibi ve kimbilir kaç milyon galaksi var... Rabbimiz ise bu muntazam düzeni çok kolay idare edebiliyor.... 

Aynı zamanda da, kara gecede kara taşın altındaki kara karıncanın ayak sesinden haberdar.... )

Allahu Ekber!

Rabbimiz namazımızda da bize bu farkındalığı lütfetsin, amin...

                       
   
  




Devamını oku...