namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Namazda Huşûyu Elde Etmenin Yolları: Korku Duygusu (4)

Namaz serisi 1  2  3 4  5  6  7

Yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu bölümde "korku" duygusundan bahsedilmiş:


Hz Ali'nin Duası

Namaz vakti geldiğinde, Hz Ali (ra) titremeye başlar ve yüzünün rengi değişirdi. Etrafındakiler neyi olduğunu sorduklarında "Allah emaneti yerlere, göklere ve dağlara teklif etti ama onların altına girmeye cesaret edemediğinin altına girmeyi ben kabul ettim" ( 33:72) diye cevap verirdi...


Onların namazları bizimkinden farklıydı, çünkü onların namaza dair hissiyatları bizimkinden farklıydı. İşte bizim yapmamız gereken onların bu hissiyatlarına bakarak kendimize ders çıkarıp namazın tadını yakalayabilme yolculuğunda önemli adımlar atmak...

Şimdiye kadar namaza başlarken huzûr'da olduğumuzun farkında olmak, dilimizle söylediklerimizi anlamak, ümitle kapıya gelmiş olmak konularına değindik. Serimizin bugünkü kısmında da reca yani ümit duygusunu dengeleyecek başka bir duygudan bahsedeceğiz. 

Başlamadan önce, hâlâ açıp girdiğimizde namazın tadını almamızı sağlayacak olan kapının kilidini açmadığımızı hatırlatmak isterim... Yakında oraya da geleceğiz inşallah... ama bugün değil...

Heybet

Heybeti Cenab-ı Allah'a karşı hissetmemiz gereken korkunun bir çeşidi olarak tanımlayabiliriz. Malesef tercüme ederken -Arapçadaki derinliği yakalayamadığımızdan-, 'heybet', 'haşyet', 'havf' gibi kelimeler sadece 'korku' kelimesiyle tercüme ediliyor ki bu kelime, herbirini birbirinden ayıran önemli özellikleri ayırd edemeyecek kadar genel bir kelime...

Ibn Al-Kayyim bize bu kelimeler arasındaki ilk bakışta öne çıkmasa da önemli olan farkları şöyle açıklıyor:

'Havf' korktuğumuz şeyin ne olduğunu bilmesek bile birşeyden korkup kaçmak olarak tanımlanıyor. Mesela karanlıktan korkuyorsak karanlığa karşı hissettiğimiz duyguya 'havf' diyebiliriz.

'Haşyet' ise biraz daha farklı. Bu duyguda korktuğumuz şey hakkında bilgimiz var...  İnsan Rabbini tanıdıkça O'na karşı hissettiği duygu 'havf' dediğimiz hissi 'haşyet' hissine çeviriyor. ( ben burayı çok sevdim, çok açıklayıcı geldi bana)

Yüce Kitapta buyrulduğu gibi:

"Allah'tan ancak hakkıyla âlimler korkar" (35:28)

Fakat 'heybet' hissi anlamında saygı ve medih ifadeleri taşıyor. Mesela,yangından korkabiliriz ama yangından korkma sebebimiz onun bize zarar verebilecek olmasıdır. Aslında yangına karşı 'heybet' hissetmeyiz ya da ona saygı duymayız... Bununla birlikte, bir tanıdığımızın babası 'heybetli' olabilir. Yanlış birşey yaparsam diye ondan da korkabiliriz ama bu korku yine bizim saygımızdan kaynaklanır... 

İlk Önce Reca Demiştik, Şimdi de Heybet mi Diyoruz??

Bu iki duygu birbiriyle çelişkili gözüküyor değil mi? Peki sizce bunları nasıl bir araya getirebiliriz? Aslında bu bizim için hiç de zor değil çünkü zaten hergün etrafımızdaki insanlara karşı bunu yapıyoruz.... Öğretmenine yeterince özen göstermediği bir ödevi götüren öğrenci, dersten kalmaktan korkacaktır çünkü ödevinin kötü olduğunun bilincindedir, fakat aynı zamanda içinde umut da taşıyacaktır (reca) , çünkü öğretmeni merhametli biri olduğundan onu affedebilir.( dönem sonunda ne kadar da çok çalınır hocaların kapıları öyle değil mi?)

Rabbimizle aramızdaki ilişkide de durum çok farklı değildir. Günah işlesek, işlediğimiz günah vicdanımızı rahatsız etse de bir tarafımız bilir ki; Rabbimiz Kerimdir, Rahimdir... ( böyle olduğunu bilemesek akıbetimiz yeis bataklığında kaybolup gitmek olurdu herhalde) 

Resulullah'ın (sav) bize sabah akşam okumamızı tavsiye ettiği ve af dilemenin en iyi yolu olarak gösterdiği seyyid'ül istiğfar duasında da bunu açıkça görürüz:

"Allah'ım! Rabbim ancak senin. Senden  başka ilah yoktur.Sen beni yarattın.Ben Senin kulunum ve gücümün yettiği kadar sana verdiğim ahde,söze sadakat gösteririm.İşlediklerimin şerrinden Sana sığınıyorum.Bana ihsan eylediğin üzerimdeki nimetlerini itiraf ediyorum.Günahımı da itiraf ediyorum.Bu bakımdan günahlarımı bağışla Zira gerçekten günahları ancak bağışlayan Sensin" 

Bakın bu duada da korku ve ümit duygumuzu bir arada hissediyoruz ( ya da hissetmemiz isteniyor) Yanlışlarımızın farkındayız ama aynı zamanda da bağışlanmayı diliyoruz.( ya da dileniyoruz)

Bu Şekilde Korkabilmenin Sağladığı Yararlar

Mesele: Allah'tan korkup yine O'na kaçabilmek (annesinden azar işiten çocuğun yine annesine koşması gibi)

Allah (cc) buyurur;

"Öyleyse Allah'a kaçın..." (51:50)

Resulullah (sav) duasında şöyle buyurur:


لا ملجأ ولا منجأ منك الا اليك

"Sen'den kaçıp sığınabileceğim Sen'den başka bir sığınak yok..."

Ayrıca şöyle buyurmuştur:

اللهم إني أعوذ برضاك من سخطك، وأعوذ بمعافاتك من عقوبتك، وأعوذ بك منك لا أُحصي ثناء عليك أنت كما أثنيت على نفسك

“Allah’ım! Senin gazabından senin rızana sığınırım. İkabından affına sığınırım. Allah’ım! Başka değil, Senden yine Sana sığınırım. (Celâlinden cemaline, gazabından rahmetine, azamet ve heybetinden, şefkat ve re’fetine sığınırım.) Zâtını senâ ettiğin ölçüde, Seni senâ etmekten âciz olduğumu itiraf ederim.”(müslim)

Allah'ın gazabının farkındasınız ama aynı zamanda O'na sığınıyorsunuz, ve biliyorsunuz ki O'nun azabından kaçıp sığınabilecek yer aradığınızda bu yeri ancak O'na doğru kaçarsanız bulacaksınız... 

(Alim bir zatın bu duayla alakalı şöyle dediğini okumuştum: " bu duaya bakarak Efendimiz'in (sav) tevhid, marifet ve kulluk bilgisinde ne kadar derinlerde olduğunu anlayabiliriz. Eğer biri bu duadaki tüm mânaâları kavrayıp anlatmak istese koca bir kitap yazması gerekirdi..." )

Allah'ı Bilmek ve Kendimizi Bilmek

Heybet duygusuna, içinde saygı, ürperti, aşk ve bilgi anlamlarını da taşıdığı için korku hissinin en üst derecesi de diyebiliriz. Bu his kişi Rabbini ve kendini bildikçe artacak... Allah bilgimizi (marifetullah) arttırdığımız zaman, ve O'nun güç ve kuvvetini algılayabildiğimiz zaman, korkumuz da artacak. 

O zaman diyebiliriz ki, günahlarımızı hatırladıkça, Allah'dan daha çok korkacağız. Böylece eksiklik ve gafletimizin farkında olacak. Ancak lütfederse affedileceğimizi aklımızdan çıkarmayacağız. 

Allah korkusunun dışındaki korkuların çoğu cesaret kırıcıdır,sadece bahsettiğimiz heybet duygusu, bu duygu inşallah ötede bize cennetin yolunu gösterecektir...

O zaman bundan sonra namazlarımızda heybet ve reca duygusunu bir arada hissetmeye çalışalım mı???


 


( Hz Ali'nin duası için kaynak olarak Gazali hazretlerinin İhyâsı belirtilmiş)
Devamını oku...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Namazda Huşûyu Elde Etmenin Yolları (3)

Namaz serisi 1 2 3 4  5  6  7

Serimizin bu haftaki bölümünde ümitle namaza gitmenin insanı Allah'a nasıl yaklaştırdığından bahsedilmiş. Rabbim hepimize istifade lütfetsin....

Ebu Nuvas içkiye ve müstehcen sözler söylemeye çok düşkün bir adamdı, bazen o kadar ileri giderdi ki şiir söyleme kabiliyetini müstehcen sözler söylemekte kullanır ve bu şiirleri şarkı şekline getirip güya sanat yapardı. Ancak, birgün o da herkese açık olan tövbe kapısından girdi ve tamamen değişti. Onu görenler bu haline çok şaşırıyor hatta birçoğu Allah'ın onu affetmeyeceğini düşünüyordu. 

Ebu Nuvas vefat ettikten sonra yastığının altında şu şiirin yazılı olduğu bir kağıt buldular:

Ey Rabbim, biliyorum ki günahlarım çoktur ama biliyorum ki, senin rahmetin benim günahlarımdan da çoktur. Eğer Sen sadece Adil olsaydın, o zaman günah işleyenler kime giderdi? Emrettiğin gibi Sana saygıyla Rabbim diyorum, eğer Sen ellerimi boş çevirirsen bana başka kim merhamet edecek?

Sen Ne Hissediyorsun?

Geçen hafta huzurda olduğunun farkında olmanın ve o esnada söylediklerimizi anlıyor olmanın önemi hakkında konuştuk. Bu hafta, daha derinlere ineceğiz inşallah. Malesef birçoğumuz namaz kılarken namaza hislerimizi ve duygularımızı katmıyoruz. Oysa biz bir arkadaşımızla buluşacak olsak, muhtemelen neşe içinde buluşacağımız yere gideceğiz ve yine muhtemelen bu arkadaşımızdan ayrılırken üzüntü duyacağız ve uzak kaldığımız sürece birbirimizi özleyeceğiz.. Bahsettiğimiz bu hisler sadece bir arkadaşımızla buluşurken yaşadıklarımız oysa namazdan bahsederken sözkonusu buluşma Rabbimizle gerçekleşiyor ve biz birşey hissetmiyoruz...belki de bu yüzden namazı halledilmesi gereken bir iş olarak görüyor, o bittiğinde katlayıp kenara kaldırıyoruz ve bu buluşma bizim hayatımıza kaldığımız yerden devam ederken bizi hiçbir şekilde etkilemiyor...
O zaman ne hissetmemiz lazım önce bunu konuşalım mı?

Üçüncü Derece: Reca (ümit)

Bu üçüncü derece dediğimiz de nedir? 
Allah' ın huzuruna O'nun rahmetine müştak olduğumuz ve bu rahmeti tüm zerrelerimizle ümit ettiğimiz duygusuyla gelmek... Ancak böyle düşünürken O'nun bizi kabul edeceğine ve Kendisine her seferinde daha da yaklaştıracağına inancımız tam olmalı. İşte bu duyguya reca duygusu diyoruz. Bu duyguyu hissedebildiğimiz zaman kalbimizi otomatik olarak Allah'a açmış olacağız çünkü reca duygusu ancak tüm kalple inanırsak elde edebileceğimiz bir lütuf. Namaza konsantre olmak ve onu anlamak da ancak kalple olacağına göre ne kadar reca duygusuna sahipsek kalbimizi o kadar hazırlamış oluyoruz diyebiliriz. Burdan çıkardığımız sonuç şu; ne kadar ümitvarız o kadar huşûya hazırız inşallah....

Peki reca duygusunu tüm kalbimizle ne kadar hissedebiliriz?

Eğer Allah'ı bilirsek bu duyguyu elde ederiz. Ve ne kadar bilirsek ümitle O'na bağlanışımız da o kadar artar. Allah bize kendi annemizden daha merhametli! Tüm yapmamız gereken şey O'nun hakkında iyi düşünmek ve inşallah O'nun teminatıyla biliyoruz ki nasıl düşünürsek bize öyle muamele edecek.


Eğer namaza başlamadan önce bunu tefekkür edersek, içimizde birşeyler kıpırdayacak ve bu birşeyler de bizim namazdaki düşüncelerimizi etkileyecek. Unutmayalım ki Allah bizi cezalandırmak değil, affetmek istiyor... Hem O bize Kendisi rahmetinin gazabını geçtiğini söylemiyor mu???

Allah kitâbında şöyle buyurmuştur: 

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman onlara:
“Selam sizlere! de.
Rabbiniz merhameti kendi Zatına temel bir ilke edinmiştir.
Sizden kim bilmeyerek bir günah işler de sonra ardından tövbe eder ve halini düzeltirse Onun da gafur ve rahîm (çok affedici ve merhametli) olduğunu bilmelidir.” (6:54)

Subhanallah- birçoğumuz için yıllar geçti ve belki de namaza hiç bu duygularla gelmedik öyle değil mi? Ki Rabbimizin merhametini istememiz O'nun çok hoşuna gittiği halde... 

Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: 

“27 – Evet Allah sizin yuvanıza dönüş yapıp tövbenizi kabul buyurmak istiyorken,
O şehvetlerinin ardına düşenler ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
28 – Allah sizin yükünüzü hafifletmek ister, çünkü insan hilkatçe zayıf yaratılmıştır.”

(Al-i imran suresi)


Bir dahaki namazda bunu yapmayı deneyelim:

Tüm kalbimizle Rabbimizin bizi affetmek istediğine, huzurunda görmek istediğine inanalım. İnanalım ve ümid edelim ki, O bizi cennetine alacak en önemlisi bizden razı olacak, sadece bu kadar da değil bizi Resulullah'a (sav) komşu yapacak... Bunlar çoook uzaklarda, asla olamayacak istekler değil. Bakın yine Rabbimizin kendi sözleri: 

"Dua edin ki cevap vereyim" (40:60)

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: 

"Allah'a dua ederken cevap alacağınızdan kesin olarak dua edin."

Eğer bunu yaparsak, O bize istediğimizin de FAZLASINI verecek. 
Fakat bu duygunun adı "reca" olmalı başka birşey değil... Başka birşey derken kasdettiğim şu: Reca duygusuyla hallenen insan, ortaya bir çaba koyar ve ümid ettiklerini elde etmeyi ameliyle destekler. Ama eğer 'nasılsa Allah affeder' deyip bir kenara çekilir hiçbirşey yapmazsak o zaman bu su-i istimale girer... 

Allah (cc) Kur'an da şöyle buyurmuştur: 

“Şu da muhakkak ki inkârdan dönüş yapan, iman eden, güzel ve makbul işler yapan,  böylece doğru yola giren kimseyi de affederim.”(20:82)

Ve bu ayetin kefaletiyle de inşallah ihtiyacımızdan ve hak ettiğimizden fazlasını alacağımız anlamış olduk...

Mesele Rahmeti sonsuz olanın kapısını gerektiği gibi çalıp bu lütufdan faydalananlardan olabilmekte....  O zaman bu lütufları elde etmek namaza başlarken niyetimizde olsun inşallah...

                             


Devamını oku...

26 Nisan 2013 Cuma

Namazda Huşuyu Elde Etmenin Yolları

Namazda Huşuyu Elde Etmenin Yolları 1  2 3 4  5  6  7



Söz verdiğimiz gibi "Namazda Huşuyu Elde Etmenin Yolları" serisine bu yazıyla başlamış oluyoruz inşallah... Daha önce bahsettiğim gibi, yazacaklarım bir programın yazı diline geçirilmiş halinin tercümesi. Zaten o yüzden çevirirken zamiri "biz" olarak kullandım. Yani mesela "unutmayın" demek yerine, "unutmayalım" dedim.. İnanın, belki de yazacaklarımı yaşamaya en çok benim ihtiyacım var... Bu arada duramadım ve aralara küçücük eklemeler de yaptım:):


Öncelikle asr-ı saadetten bir örnekle başlayalım. Başlayalım ki, her halleriyle bize örnek olan bu yıldızlar burda da yolumuza ışık olsunlar... 

Asr-ı saadetten kısa bir huşû dersi:

Bir muharebe gecesinde, biri muhacir diğeri ensar iki sahabe sırayla nöbet tutuyorlar. Gündüz savaşın yorgunluğuyla bîtab düşmüş bu mübarekler, gece de sabaha kadar nöbet tutacak ve olası bir saldırıya karşı tetikte olacaklardı. Biri diğerine,  ‘Sen istirahat et de biraz ben bekleyeyim, sonra da seni kaldırırım’ der. İstirahata çekilen çekilir, diğeri de namaza durur. Bir ara düşman vaziyeti anlar ve ayakta namaz kılmakta olan bu sahabeyi ok yağmuruna tutar. Malesef vücudu kan içinde kalan bu sahabe, yine de namazını bitirene kadar dayanır ve bitirdikten sonra yanındakini kaldırır. Arkadaşı durumunu görünce hayretle sorar : "Niçin ilk ok isabet ettiğinde haber vermedin?" Cevap şöyledir:"Namaz kılıyor ve Kehf sûresini okuyordum. Duyduğum o derin zevki bozmak, bulandırmak istemedim."(*)

Bu zâtın içinde bulunduğu huşû atmosferini algılayabiliyor musunuz???

Namazdaki Lezzet

Namaz en güzel ibadetlerden biridir. Nasıl güzel olmaz? O, sevgiliyle söyleşme, halleşme vaktidir. Namaz kılan insan son rekatta oturup da selam verdiğinde, hissettiği duygu sadece huzurdur. 

Ibn El-Cevzi namaz için şöyle der:

"Biz bir bahçedeyiz, bu öyle bir bahçe ki burda yiyeceğimiz huşû, içeceğimiz de akan gözyaşlarımızdır.

Namazı hakkını vererek edâ eden bir insanın ruhu kendiyle değildir artık... O ruh arş-ı alâya doğru yola çıkmış gibidir...

Belki bazılarınız bu insanların eski döneme ait insanlar olduğunu düşünebilir. Hep deriz ya, zaman değişti, asır başkalaştı...Ama hakikat öyle değil; yapmamız gereken sadece namazın önemini kavramak, ve huşû'nun sırlarını yakalamaya çalışmak... Böylece de bu namaza has lezzeti hissetmek... Bunu başarabilirsek namazımızı "kılayım da aradan çıksın" aceleciliğinden kurtarıp,bizi sıkıntılardan kurtaran dört gözle beklediğimiz sığınacak bir yer haline getireceğiz... Ve bitmesini asla istemeyeceğiz...Efendimiz'in(sav) "namaz benim göz aydınlığım" dediği gibi belki de..

Hadi hep birlikte bu sırrın kilitlerini açmaya çalışalım ve namazı bizi Rabbimize direk ulaştıran bir asansör haline getirelim....

Birinci Adım

Bu konuda atmamız gereken ilk adım "huşû" anlayışımızı değiştirmek... Huşû ile namaz kılmak sadece namaza konsantre olmak ve etrafımızdakilerden etkilenmemek değil.. Belki de bu sadece   huşûnun en alt mertebesi. Şöyle de diyebiliriz sanki bu mertebeyle biz sadece kapıyı açmış oluyoruz ama daha keşfedilmesi gereken kocaman bir ev var...huşû denilen merdivenin derinlik içinde derinlikleri var....

Belki aramızdan bazıları "konsantre olmak bile yeteri kadar zor" diyebilir. Öyle ya hangimiz namazda dünyalık düşünmüyoruz...işte yapmak gereken şey namaza başlamadan önce bu farkındalığı oluşturmak... Diyelim ki, her vakit için 10 dakika harcıyoruz. Bu demek oluyor ki günde 50 dakikamızı namazla değerlendiriyoruz. Bir saat bile değil... Geri kalan yirmi üç saatse hala bu dünya için kullanılmayı bekliyor. Söz konusu olan 24 saatte 50 dakikayken biz bu 50dakikayı tamamen Allah'a verebilir miyiz yoksa bu 50 dakikayı da dünyaya mı heba edeceğiz?

Namaza başlamadan önce ilk bunu düşünelim. Düşünelim ki, nefsimiz bize "konsantre olmak çok zor" diyemesin- çünkü inanın bunu başarabiliriz. Unutmayalım ki, Allah'ın huzurunda olmanın lezzeti, bu dünyaya dair namazımızı bıçaklayan ne varsa hepsinden tatlıdır...

Daha Çok Derinleşmek

Bir sonraki adım da "okuduklarımızı anlayabilme" adımı. Anlayabilme ve tefekkür edebilme... Programı sunan zat burda demiş ki : "şimdi size namazda sizinle en çok rekabet halinde olan nedir diye sorsam ne cevap verirsiniz?"....

Kimseden ses çıkmayınca ne demiş biliyor musunuz?

Namaz kıldığınız yerdeki sütunlar...( belki biz duvar da diyebiliriz)
Evet, bildiğiniz dokunduğunuz sütunlar... Evde, işyerinde veya mescidde karşılaştığınız herhangi bir sütun sizin rakibiniz... Pei ama neden???

Çünkü eğer namazda ayaktaysanız, sütun sizden çok ayakta kalır. Eğer secdedeyseniz, o sizden çok secdededir. Eğer tesbih çekiyorsanız, inanın o sizden çok tesbih çeker. Nasıl? Allah Kitabında buyurmuştur:


وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ
“Hiçbirşey yoktur ki, O'nu övüp tesbih etmesin,ancak siz onların nasıl tesbih ettiklerini anlamazsınız" (17:44).

Ve:

أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسْجُدُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلْجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرٌۭ مِّنَ ٱلنَّاسِ ۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ ٱلْعَذَابُ

"“Bilmez misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler,
hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar
ve insanların da bir çoğu Allah’ın yüceliğine secde ediyorlar.
İnsanların çoğu hakkında ise azap hükmü kesinleşmiştir. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek kuvvet yoktur." (22:18)

Biliyorum "ama ben Kur'an okuyorum" diyeceksiniz. Gerçek şu ki, Kuran okuyan birtek siz değilsiniz...

Ancak, eğer sütuna, ya da papağana ne anladığını sorsanız, size cevap veremeyecektir. O zaman dönüp kendimize şu soruyu sormalıyız "onlardan az da olsa üstünlüğümüz olmalı değil mi?"
Kaç defa söylediğimiz "semi allahu limen hamideh" ne demek mesela? 
Peki ya tahiyyat? Neden acaba her oturduğumuzda okunmamız istenmiş? 

İnşallah bu seride bütün bunların anlamını öğreneceğiz ve inşallah huşûyu elde etme adına bir adım atmış olacağız...

Son bir şey...

Lütfen "ben yapamam" demeyin. Cenab-ı Hakk bize huşûyu emretmişse ulaşılması imkansız değildir öyle değil mi? O bize ulaşılması imkansız olanı emretmeyecek kadar merhametlidir... Arapça bilmiyor olsak bile... Allah bu emri verirken bizim Arapça bilmeyeceğimizi de biliyordu öyle değil mi?

O zaman yapabileceğimize inanalım. Çaba gösterelim ve inşallah elde edelim. Unutmayalım ki, Allah cömerttir, bizim hayallerimizden çok daha fazla cömerttir... Eğer biz O'na adım atarsak, O bize koşarak gelir...

Allah buyurmuştur:


وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلْمُحْسِنِينَ

“Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarimiza eristirecegiz. Hiç süphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.”(29:69)

O zaman, önce Bismillah diyelim, ve inşallah sonunda en azından şu andakinden daha fazla huşûyla namaz kılıyor olalım...


(*) Ebû Davud, Tahâret, 78; Beyhakî, Delailü’n-Nübüvve, 3/378-379; Yusuf Kandehlevî,  
Devamını oku...