13 Temmuz 2013 Cumartesi

Namaz Serisi: Namazda Allahu Ekber Derken... (9)

Namaz Serisi 1  2  3  4  5  6 7 8 9


İlk bu yazıyla başladık bu seriye.. Namaz öyle kıymetliydi ki, ona gelene kadar atılan her adım da kıymetli olmalı ve içinde farklı anlamlar taşımalıydı... Hissiyatımızı düzenlemeli, belki biraz dengelemeli, inancımızı ve bilgimizi sağlamlaştırmalı, ezanı, abdesti derinlemesine öğrenmeli ve namaza öyle başlamalıydık... 

İşte başlıyoruz şimdi: Allahu Ekber!

İftitah tekbiri


İftitah tekbiri namazın içindeki farzlarının ilkidir. Namaza başlarken elleri kaldırıp Allahu Ekber deme hareketidir.

Neden 'Allahu Ekber?'  Neden Elhamdulillah ya da La ilahe illallah değil? Çünkü Allahu Ekber demek, Rabbimizin o an aklımıza gelen dünyalık herşeyden daha büyük ve daha kuvvetli olduğunu ruhumuza duyurmak demektir....
Allahu Ekber bütün önemli duyuruların, ilanların içinde vardır: Namazda, ezanda, şeytan taşlarken, bayram namazında, vitir namazında...

Allah (cc) Ramazan ayından bahsettiği ayetin sonunda şöyle buyurur:

“Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister.”

Allahu Ekber dediğimizde Rabbimizle olan buluşma anına başlamış oluyoruz. 
Aslında diyoruz ki: Allah bizim işimizle alaklı sıkıntılarımızdan da, yemekte ne pişireceğimizden de, sürekli takip ettiğimiz dizinin en heyecanlı yerinden de daha önemlidir... Allah kalbimizde O'nun haricinde ne varsa, hepsinden büyüktür. Bu yüzden namaz esnasında hareketlerin her değiştiğinde Allahu ekber deriz- ola ki düşüncelerimiz dünyaya kaydıysa doğrulup kendimize gelelim.. 
Bilmem farkettiniz mi ama namazda sadece bir hareket esnasında Allahu ekber demiyoruz; o da rükudan kalkarken... Bu meseleye daha sonra geleceğiz inşallah.

Elleri Kaldırmak


Kul namaza başlarken ellerini kaldırır çünkü o an dünyaya ait ne varsa elinin tersiyle arkaya itmiş olur. O an Rabbimizle başbaşayızdır ve elini kaldırarak öncesinde bu u kendine fiziksel olarak da hatırlatır.
Birine teslim olmak istediğimizde de elimizi kaldırırız ya, onun gibi isteyerek, severek Allah'a teslim olmaktır ellerimizi kaldırmanın anlamı.

Allahu Ekber Gerçekte Ne Demektir?


Eğer Allahu ekber derken bunu hissetmiyorsak aslında bir bakma yalan söylüyor sayılırız. Çünkü dilimizle Allah'ın en büyük olduğunu söylesek de, kalbimizde dünya daha büyüktür.... Dilimize gelen kelimelerin öneminin farkında değiliz demektir...

'Allah' kelimesi bir tek Rabbimizin adıdır. O'ndan başka kimse bu şekilde çağrılamaz. Allah, ibadet edilen ve secde edilen demektir. Diğer isimleri insanları anlatmak için kullanılabilir belki ama Allah ismi bir tek O'nun içindir. (Bildiğim kadarıyla Rahman ismi de kullanılamıyor)

İsra suresi 111. Ayetin sonunda da şöyle denmiştir:


وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا
“… tekbir getirerek O'nun büyüklüğünü ilan et” (17:111)

Allah bizim anlayamayacağımız kadar büyüktür, belki kainata bakarak biraz anlıyoruz; denizlerden dağlara, ağaçlardan hayvanlara... Ordan insanlara...Hepsi Allahın büyüklüğünü ilan ederler. Mdem öyle biz neden bunu göremeyelim, hissedip ilan edemeyelim??

Evet, ellerimizi kaldırdığımızda dünyayı arkada bıraktığımız gibi günahlarımız da yavaş yavaş omzumuzdan aşağı dökülür. Raulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

"Kul namaza kalktığında bütün günahları başının be omzunun üstüne yerleştirilir, her rükuya ve secdeye gidişinde de bazıları dökülür gider." (Beyhaki, Sahih el-Cami)

Harika birşey bu değil mi? Bir başka harikalığı daha hatırlayalım mı? Allah size yüzünü döner. Resulullah ﷺ:

"Kul dönüp gitmedikçe Allah onunla yüzyüzedir" (ebu Davud)

buyurmuştur..

Namaza doğru atılan basit bir adımla, bir Allahu ekber demekle bile o kadar çok şey olur ki...  Bu işe tahsis edilmiş özel bir şeytan vardır mesela ve görevi namazda dikkatinizi dağıtmaktır. Namazda artık konuşmaz, artık kıpırdanmazsınız. Hatta bakışlarınız bile... Bakışlarınızı dahi yukarı kaldırmazsınız. Çünkü artık çok kıymetli bir huzûrdasınızdır... 

Başka bir hadis-i şerif:

Namazın tertemiz olmasının anahtarı, ona Allahu ekber diyerek başlamak ve esselamu aleykum diyerek kapatmaktır. ( Ebu Davud )

Allahu ekber deyince akla gelmesi gereken başka birşey de şu koca kainattaki küçüklüğümüzdür. Bizler şu koca zannettiğimiz dünyada ne kadar küçüğüz... (Ve şu koca zannettiğimiz dünya güneş sistemi içinde ne kadar küçük.... Güneş sistemi ise samanyolu galaksisi içinde küçük bir nokta gibi ve kimbilir kaç milyon galaksi var... Rabbimiz ise bu muntazam düzeni çok kolay idare edebiliyor.... 

Aynı zamanda da, kara gecede kara taşın altındaki kara karıncanın ayak sesinden haberdar.... )

Allahu Ekber!

Rabbimiz namazımızda da bize bu farkındalığı lütfetsin, amin...

                       
   
  




Devamını oku...

11 Temmuz 2013 Perşembe

Ramazan Ayı Hızla Geçerken...

Ramazan ayı geldi de geçiyor bile...
Oysa birçok yazı vardı aklıma Ramazan'a dair..
Hergün bir güzellik paylaşacaktım.
Ama evdeki hesap yine çarşıya uymadı.
Annem geldi demiştim ya, zannettim ki o gelince bloğumla daha çok ilgilenirim ama öyle olmadı. Annem gelince kızımın bahane teşkil ettiği işler kapıma yığıldı, Ramazan'ın da bereketli bir yoğunluğu var tabi, dolayısıyla buralara pek uğrayamaz oldum. 

Neyse, nasip...

Rabbim hepimize hakkını verdiğimiz, oruçlarımızı günahlarla delik deşik etmediğimiz, bayrama kadar kendimizi affettirdiğimiz, Kadir gecesini ihya edebildiğimiz bir ay nasib etsin...
Bu mübarek ay tüm dünyaya ve memleketimize huzur getirsin inşallah...

Bilmiyorum sizin için nasıl ama şimdilerde tam da böyleyim ben:)))))


Devamını oku...

6 Temmuz 2013 Cumartesi

En Çok Tıklanmasını İstediğim Yazılar ve Google'la Gelen Misafirler:)

Teknolojinin bu kadar hızlı değişmesi, dünyanın bu kadar hızlı büyümesi insana geçmişi ne kadar çabuk unutturuyor öyle değil mi?


Sizin de;  


Acaba cep telefonu yokken nasıl yapıyorduk?

Televizyonsuz nasıl yaşıyorduk?

Arabasız ulaşım nasıl olurdu acaba? 

Google olmadan istediğimizi nasıl öğreniyorduk?


gibi sorularınız oluyor mu?


Ben en çok son soruyu sorardım herhalde. 

Bir dönem ödevi için abimin bir arkadaşından konumla ilgili bilgiler gelecek diye haftalarca beklediğimi hatırlıyorum hayal meyal...


Ya şimdi?


Herşey parmaklarımızın ucunda....


Yayınla tuşuna bastığım an birçok insan düşüncelerime ortak olabiliyor. Birçok arkadaşım dünyama girebiliyor. 

Bazen diyorum ki, keşke benim arkadaşlarımın da blogları olsa... Haber alsam onlardan, dünyalarına ortak olabilsem... Çok eğlenceli olsa gerek sevdiğin birinin yazılarını okumak:)


Ya google yokken...


Nasıl yemek yapardık mesela...  Allah'ım google en çok bu konuda kurtarıcım benim:)

Daha merak ettiğimiz ne kadar çok şeyi soruyoruz ona... Aklımızdan geçeni yazıyoruz, binlerce sonuç! Bu ciddi bir teknoloji aslında...


......


Ben hala daha bu blog dünyasında yeni sayılırım. 

Hala acemilik ruhuyla hemen hemen her akşam bakayım hangi ülkelerden girmişler, bloğum kaç kere tıklanmış, şu yazı kaç kere okunmuş diye merak ediyorum:) halbuki önemli değil popularite ama insan kendi kendine konuşmadığını bilmek istiyor sanırım:)

Sesli düşünme dünyası gibi burası benim için, düşüncelerimi duyuyor musunuz merak ediyorum:)


En çok da insanların google'a neler yazarak buraya geldiklerini okumayı seviyorum:)


Öyle eğlenceli oluyor ki... 

Meğer neler yazıyormuş insanlar google'a. 

Meğer insanoğlu neleri merak ediyormuş:)


Ben de yazmışımdır garip garip kelimeler biliyorum da, başkasının yazdıklarını görmek, hele ki bu yazdıklarıyla senin çok alakasız bir postuna nasıl gelebildiğine hayret etmek çok keyif verici olabiliyor.


Ne demiş Üstad: "merak akıl ilminin hocasıdır".....


Bu komiklikleri sizinle de paylaşmak istiyorum. Bu sistem nasıl çalışıyor, neye göre hangi site üste çıkıyor bilmiyorum ama nasıl oluyorsa mesela 'ekmek pizzası' yazınca Türkiyeden de, artık Amerikadan da şu anda ilk bu site çıkıyor, kıymalı pide yazım da google'ın ilk sayfasında çıkıyor. Oysa ben yemek sitesi bile değilim! :)))

Yanlış anlamayın sakın, iki tarife de güveniyorum da, bunca yazı arasında en çok yemek tariflerinin ilk sıraya çıkma sebebi google aramaları işte... 

Bazen gıcık oluyorum bu duruma. Ben yemek bloğu açmadım ki, niye onca yazı arasında bunlar çıkıyor diye ama işte google sağolsun:) 


Bir de 'anneme mektup' meselesi var... Kaç kişi annesine benim yazdığım mektuptan yazdı çok merak ediyorum:)


İşte bundan sebep,  ben de sağ tarafa 'en çok tıklanan yazılar' la birlikte ' en çok tıklanmasını istediğim yazılar' bölümü açtım :)) 

Hayırlı uğurlu olsun...


Sizin için insanları buraya getiren cümlelerin bazılarını, özellikle beni gülümsetenleri ya da değişik gelenleri buraya yazıyorum belki sizi de gülümsetir:))

 


Bilal-i Habeşiye hz Haticenin verdiği ekmek (bunu ben de merak ettim açıkçası)

namaz kılan insanın sevgilisi varsa... (bu arkadaşa üzüldüm belli ki arada kalmış)

Allah aşkı amerikada şeytanla ( bu nedir çözemedim:))

Müstehcen filmler (tam tersini yazıp gelmeliydi ama başlık dikkatini çekti sanırım. Bir bilseniz o kadar çok insan arıyor ki bunu:( )

Nur cemaatinden izlenebilecek film listesi (buna çok güldüm)

Aşkın peşinde dizisinde okunan ezan ( diziden bile haberim yok oysa)

Azına kanaat gelmeyen çoğuna nasıl gelsin 

Berat kandili çabuk kabul ( kolaya kaçma teşebbüsleri:))

Bir genç kızın çeyizi islami hikayesi (böyle bir hikaye var demek...)

Ellerin uyurken aldığı şekiller

Farklıydı bizimkisi aynı

Histerik savrulma / teselli /yanlızlık

İlla birşeyler paylaşmak mı lazım

İnsan huşuya girince ne olur

İnsan tatlısı ( bu ne ya:))

İnsanlar neden bu kadar çabuk sevdiklerinden vazgeçerler anlamıyorum... 

İnsanlardan öylesi de vardır ki bazı şeyleri Allahı sever gibi severler (tövbe tövbe...)

Kaderle pazarlık olur mu (olmaaaaazzzz)

Kopya vermenini günahı :)

Namaz kılan heykel ( öyle şey mi olur hiç)

Neden böyle oldu bilmiyorum mektup

Siz çok şey anlatmak istersiniz az şey anlamaya meyilli mi ( insanlar acı çekiyor yaaa)

Sıcacık memleketten sıcak iyi geceler (bu tam beni anlatıyor:))

Ucuz insanların dinden bahsetmeleri

Zahide kabak

Zorla mutluluk olur mu

Düğün için mutluluklar

10 yaş çocuk oyuncu aranan filmler

Bir onunla konuşurken kalbimin sol tarafı

Uyurken elde yazılan Allah yazısı



Daha var ama sıkmayayım sizi..

Aslında beni çok güldüren başka cümleler de vardı ama niyeyse gözükmedi şimdi.


Şimdi tuhaf geliyor ama kimbilir ben neler yazdım o arama çubuğuna???


Neyse, kim ne vesileyle geldiyse geldi, hoşgeldi. 

Belki aradığını bulamadı ama sefa getirdi...:)))















 





 









Devamını oku...

5 Temmuz 2013 Cuma

Hayirli Cumalar



                                                       Hayirli Cumalar,
                        Rabbim kalbinizden gecen dualari hayirlisiyla kabul etsin... 
            Guzel anlarin kiymetini bilip idrak edenlerden olmayi nasip etsin insallah...

Devamını oku...

2 Temmuz 2013 Salı

Teflon Tavadaki Meyveli Yaşpasta??? :))


Evlenip de Amerika'ya geldiğimde, ne oturacağım evim belliydi, ne de içindeki eşyalar...
Yeni evli olmanın, aslında daha çok Türkiye'den yeni gelmiş olmanın etkisiyle bakış açım biraz daha farklıydı o zamanlar...
Bir odalı evde oturamazmışım gibi gelirdi mesela... Ya da ikinci el eşya kullanamazmışım gibi... Ama 20 gün kadarlık o ev arama süresinde anladım ki, ne tek odalı ev büyük bir sorundu ne de ikinci el eşya...
Evet, ilk evim bir oda bir salon oldu bir şekilde ve eşyalarım da Türkiye'ye giden insanların bırakıp gittiği eşyalar... Yaşadıkça anladım ki, bunda birşey yok, burda birçok insan böyle yaşıyor ve kimse bu durumu garipsemiyor. Sanırım burasının en sevdiğim özelliği bu... Türkiye'ye gidince çok yabancı geliyor o konuşmalar, kendini başkalarına beğendirme çabaları, markalar... İstediğim gibi rahat giyinebilmeyi çok seviyorum mesela burda. 

Amerika'da yaşayanlar neyden bahsettiğimi çok iyi anladı biliyorum...

Çünkü hepimizde nasılsa burda geçiciyiz birgün gideriz hissiyatı var ve tabi ki sürü psikolojisi:) 'Herkes böyle yaşıyor' rahatlığı...

Oysa bu dünyada da geçiciyiz keşke unutmasak? Olmazsa olmaz zannettiğimiz bazı şeylersiz aslında ne kadar kolay olunduğunu bilsek keşke... Keşke başkaları nasıl görür diye hiç kafamıza takmasak.. Tıpkı burdan nasıl olsa gideceğiz diye düşündüğümüz ve hayatımızı ona göre ayarladığımız gibi, nasıl olsa dünyadan da gideceğiz diye düşünüp dünya hayatımızı da ona göre planlasak...

Bir dakika ya, teflon tavada yaşpastanın bütün bunlarla ne alakası var merak ediyorsunuz değil mi? :) 

Bu basit bir mutfak hikayesi sadece...

Türkiye'den yeğenim geldi demiştim ya, onun için bir yaşpasta hazırlayayım dedim... Kızım uyurken hızlı çekimde hepsini bitirme niyetiyle acele ederken yaptığım pasta kremasının soğumasını bekleyemedim ve krema daha çok duruyken pastanın arasına ve üstüne sürmeye kalktım. İşte yukarda anlattığım sebeplerden dolayı normal bir servis tabağına koyduğum pandispanyadan krema hızla aşağı süzülmeye başladı ve ben o panikle bir türlü uygun bir tabak ya da tepsi bulamadım. İşte o an elimde bu durumu kurtaracak tek kabın teflon tavam olduğunu farkedip tabağı tavanın içine oturttum. 



Çok komik göründü ama işe yaradı:)) 

Aslında yukardaki mevzuyla çok da bağlantılı değil bu olay, çünkü yeteri kadar hatta fazlasıyla mutfak malzemem var, geniş yuvarlak tepsim olmaması mutfak eşyası sıkıntısı çektiğim anlamına gelmez ama bu küçük olay bana çözmek istediğimizde az malzemeyle de sorunu çözebileceğimizi düşündürdü...

Öyle işte... :)

İki katlı olsun diye, bir pandispanya malzemeleriyle iki farklı boylardaki kalıplarda pişirip birleştirdiğim bu pastanın tarifi için ayrı bir post hazırlayacağım inşallah...

                               



Allah'a emanet olun...:))




Devamını oku...

Sabah Akşam Alınması Gereken Başka Bir İlaç

Dua etmenin kul için aslında ne anlama geldiğinden bu yazımızda bahsetmiştik.
Latif ve Kerim olan Rabbimiz bize güzel olanı emrettikten sonra, o güzelliğin uygulamasının nasıl olması gerektiğini de öğretmiş, ve yaşayışıyla bizlere en güzel örnek olan (sav) da, hayatında bizzat bütün bu güzellikleri uygulayarak mevzuun olabilirliğini isbatlamıştır.

İşte dua da, Efendimiz'in (sav) hayatının her anında olan bir güzellik, belki de en sevdiğine bağlanma şeklidir... Evet O (sav) tam bir dua insanıdır.

Dua mecmuasını incelerken görmüştüm; Efendimiz (sav) abdest alırken, camiye girerken, camiden çıkarken, namazın içinde ve akabinde, yemek yerken, uyumadan önce, gece kalktığında, aynaya bakarken, rüzgar eserken, yağmur yağarken, gök gürlerken, her işinde, her faaliyetinde ve her durumda değişik şekillerde ve muhtelif ifadelerle dualar etmiştir. Horoz öterken bile ettiği özel bir dua varmış, düşünsenize...

Böyle bir insanın sürekli Allah'la irtibat halinde olduğu aşikardır, öyle değil mi?

Ben size daha önce, Resulullah'ın ettiği dualardan paylaşmak istediğimden bahsetmiş ve konuya da sabah akşam dualarıyla başlamıştım....

İşte bugün de yine böyle bir duadan bahsetmek istiyorum. Bizler biliyoruz ki, daha önce kabul edilmiş dualarla dua etmek duanın makbuliyetini arttırdığı gibi, Resulullah'ın (sav) kelimeleriyle, tavsiyesine uygun olarak dua etmek bize hem sünnet sevabı kazandıracak, hem de herşeyin en güzelini bilenin yaptığını yapmış olma garantisini...

Öyleyse bugünün duasına geçelim:

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ.

Adı(nın anılması)yla ne yerde ve ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.


  İzah: Hulefay-ı Raşidîn Efendilerimizden biri olan Hazreti Osman’dan (radiyallahü anh) rivayet edilen bu dua hakkında Efendimiz (aleyhisselam) bizlere şu güzel haberi veriyor: “Her kim bu duayı her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa okursa artık ona hiçbir şey zarar veremez.”

Ebû Davud’da geçen başka bir rivayette ise Efendimizin ”hiçbir belaya maruz kalmaz” dediği nakledilmiştir.

Ayrıca bu hadis-i şerîfin rivayetinde şöyle bir de hadise nakledilir: Hadisin ravîlerinden olan Ebân ibn-i Osman (radiyallahü anh) kısmî bir felce maruz kalır. Ondan bu hadîsi duyan arkadaşlarından birisi, ona, başına gelen bu hadiseyi îma eder bir tavır içinde bakmaya başlayınca Hazreti Ebân ona: ”Niçin bana öyle bakıp duruyorsun? Hadis-i şerif gerçekten de benim size naklettiğim gibidir; ben yalan söylemedim. Benim bu durumuma gelince, ben bu gün o duayı okumayı unutmuştum. Allah’ın (celle celâlühû) kaderi de işte bu şekilde tecellî etti” der. Bu hadiseden hareketle olsa gerek, öteden beri, mezkûr duanın herhangi bir felç rahatsızlığına karşı insan için bir kalkan mesabesinde olduğu yönünde yaygın bir kanaat varolagelmiştir.

        (Sahîh-i Buharî, Deavât, 3310; Sünen-i ibn-i Mace, Dua, 3809)

Burda mevzuyu sadece bir felç hastalığına bağlamak hadis-i şerifin anlamını daraltmak olur. Bizler biliyoruz ki, başımıza gelen musibetler, hastalıklar elbette ki bu dünyadaki bir takım sebeplere bağlanmıştır. Aynı şekilde çözümü de bu dünyada bulunmaya çalışılmalıdır.
Sözgelimi kanser olan bir insanın bu bana Allah'tan geldi deyip tedavisini bulmaya çalışmaması cebrilik olur, asla bu şekilde yapmamalı tedavisi için her yolu denemelidir.

İşte hadiste geçen 'yerden birşey ona zarar veremez' kısmı bu anlama işaret eder.

Ancak diğer taraftan yine biliyoruz ki, bazı hastalıklar da, tedaviye cevap vermemekte, belki başka sebeplere dayandırılmaktadır. İşte hadisteki 'gökten zarar verme' ifadesi de buna işaret eder.

İster öyle, ister böyle her iki durumda da insan, “Müsebbibü’l-Esbâb” (yani tüm sebeplerin yaratıcısı) olan Allah’a sığınmak mecburiyetindedir. Çünkü yapılan tedavilere tesir gücü vermek ve şifayı ihsan etmek, sadece ve sadece Allah’ın elindedir. Hatta, insan hissiyatı açısından meseleye baktığımızda, netice itibarıyla Allah’a sığınma daha makul ve daha mantıkîdir.

O zaman diyebiliriz ki, bu duayı ettiğimizde başımıza gelmesi muhtemel belalara karşı kalkanımızı kuşanmış olacağız.

Hey, yanlız dikkatinizi çekerim bunu ben değil Resulullah (sav) söylüyor...:)

O zaman devayı çeşitli yerlerde arayıp, 'kardeş bana bir oku, içim daralıyor' diyen insanlara bu duayı tavsiye edebiliriz:)
Tabi önce kendi hayatımıza yerleştirmemiz lazım...

Devamını oku...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Süprizzzz: Suyun Ötesinden Can Geldi!!

Sanirim herkes iyi süprizleri sever, öyle değil mi?

Süprizle karşılaşmak çoğu zaman güzel de, süpriz yapmak da çok zevkli birşey aslında...

İnsanlar şaşırtmayı seviyor, mutlu etmeyi de... E hem mutlu edip hem şaşırtmak da süpriz dedikleri şey oluyor işte...


Üniversite yıllarımdaydı.. Kaçıncı sınıftım hatırlamıyorum. Memlekete gidişler hep heyecan dolu olurdu, bilirsiniz.. Anneme kavuşacak, onu görecek olmak, evimde odamda birkaç sakin gün geçirmek çok ihtiyaç duyduğum şeylerdi.. Gerçi birkaç gün sonra sıkılmaya başlardım ama, yine de gidişler heyecen, dönüşler hüzün dolu olurdu hep. 


Bayram ya da uzun tatil değilse çok gitmezdim ben, o yüzden gidişlerim daha kıymetliydi. 


Yine bir memleket ziyaretimdeydi... Bu sefer anneme geleceğimi söylememiş, süpriz yapmayı kafaya koymuştum. Eve varmak üzereyken annemi aradım ve normal, her zamanki gibi muhabbet etmeye başladık. Evin kapısına kadar gitmiştim ama annemin hala geleceğimden haberi yoktu.

Sonra kapıyı çaldım ( bu arada hala telefondayız). Canım annem dedi ki: "kızım bekle bir dakika kapı çalıyor", sonra açtı kapıyı ve tabi ki karşısında beni görünce hem çok şaşırdı hem çok sevindi... 

Çok eğlenceliydi çok...

Şimdiye kadar yaptığım yapacağım en büyük süpriz ola ola bu kadar oldu anneme. 

Ama annem geçen gece benim için bundan çok daha büyük bir süpriz planlamış...:)


Yeğenim gelecekti yazı burda geçirmek için. Ben de heyecanla onu bekliyor, bir yandan da hazır yeğenim geliyorken annem de ona eşlik ese diye düşünüyordum ama gel gör ki Türkiyeden göndermiyorlar, annem de yol uzundu masrafı çoktu derken gönüllü gözükmüyordu. Mecbur kabullendim gelmeyeceğini...


Yeğenimin geleceği gece, Amerika içindeki uçağı kaçırınca gelmesi dört saat kadar gecikmiş, vakit sabaha yaklaşmıştı. Ben de, uyanmış küçük misafirimin gelmesini bekliyordum. Nitekim kapı açıldı, bir senedir görmediğim yeğenimle bir güzel sarmaştık:) 

Sonra yeğenim beni arabada eşyalar var diye eşimin yardıma çağırdığını söyledi. Ben koca valizlere nasıl yardım edeceğim acaba diye düşünerekten dışarı çıktım ve bagajdaki küçük çantayı alıp eve girmek üzere geri döndüm. Ve işte o an annemi gördüm arkamda. Yarı ağlamaklı, yarı sessiz kahkahalı:) enterasan bir kucaklaşma gerçekleşti...


Velhasıl, annem yıllar önceki süprizimin rövanşını almış oldu:))


Uzak diyarlarda gurbette olanlar çat kapı anne gelmesinin nasıl bir hissiyat olduğunu bilirler sanırım. Bu yazı da benim için çok çok güzel bu olayın hatırası olsun:)


Süprizler güzel şeyler;)


Önce Rabbime, sonra da bu süprizde emeği geçen herkese, özellikle fikir babası yengeme:) burdan çok teşekkür ediyorum...


Yengeme not: Bu kesin senin fikrin tamam ama o aynalı dolabı salona almak gerçekten benim fikrimdi:)))


Devamını oku...