13 Temmuz 2013 Cumartesi
Namaz Serisi: Namazda Allahu Ekber Derken... (9)
11 Temmuz 2013 Perşembe
Ramazan Ayı Hızla Geçerken...
6 Temmuz 2013 Cumartesi
En Çok Tıklanmasını İstediğim Yazılar ve Google'la Gelen Misafirler:)
Teknolojinin bu kadar hızlı değişmesi, dünyanın bu kadar hızlı büyümesi insana geçmişi ne kadar çabuk unutturuyor öyle değil mi?
Sizin de;
Acaba cep telefonu yokken nasıl yapıyorduk?
Televizyonsuz nasıl yaşıyorduk?
Arabasız ulaşım nasıl olurdu acaba?
Google olmadan istediğimizi nasıl öğreniyorduk?
gibi sorularınız oluyor mu?
Ben en çok son soruyu sorardım herhalde.
Bir dönem ödevi için abimin bir arkadaşından konumla ilgili bilgiler gelecek diye haftalarca beklediğimi hatırlıyorum hayal meyal...
Ya şimdi?
Herşey parmaklarımızın ucunda....
Yayınla tuşuna bastığım an birçok insan düşüncelerime ortak olabiliyor. Birçok arkadaşım dünyama girebiliyor.
Bazen diyorum ki, keşke benim arkadaşlarımın da blogları olsa... Haber alsam onlardan, dünyalarına ortak olabilsem... Çok eğlenceli olsa gerek sevdiğin birinin yazılarını okumak:)
Ya google yokken...
Nasıl yemek yapardık mesela... Allah'ım google en çok bu konuda kurtarıcım benim:)
Daha merak ettiğimiz ne kadar çok şeyi soruyoruz ona... Aklımızdan geçeni yazıyoruz, binlerce sonuç! Bu ciddi bir teknoloji aslında...
......
Ben hala daha bu blog dünyasında yeni sayılırım.
Hala acemilik ruhuyla hemen hemen her akşam bakayım hangi ülkelerden girmişler, bloğum kaç kere tıklanmış, şu yazı kaç kere okunmuş diye merak ediyorum:) halbuki önemli değil popularite ama insan kendi kendine konuşmadığını bilmek istiyor sanırım:)
Sesli düşünme dünyası gibi burası benim için, düşüncelerimi duyuyor musunuz merak ediyorum:)
En çok da insanların google'a neler yazarak buraya geldiklerini okumayı seviyorum:)
Öyle eğlenceli oluyor ki...
Meğer neler yazıyormuş insanlar google'a.
Meğer insanoğlu neleri merak ediyormuş:)
Ben de yazmışımdır garip garip kelimeler biliyorum da, başkasının yazdıklarını görmek, hele ki bu yazdıklarıyla senin çok alakasız bir postuna nasıl gelebildiğine hayret etmek çok keyif verici olabiliyor.
Ne demiş Üstad: "merak akıl ilminin hocasıdır".....
Bu komiklikleri sizinle de paylaşmak istiyorum. Bu sistem nasıl çalışıyor, neye göre hangi site üste çıkıyor bilmiyorum ama nasıl oluyorsa mesela 'ekmek pizzası' yazınca Türkiyeden de, artık Amerikadan da şu anda ilk bu site çıkıyor, kıymalı pide yazım da google'ın ilk sayfasında çıkıyor. Oysa ben yemek sitesi bile değilim! :)))
Yanlış anlamayın sakın, iki tarife de güveniyorum da, bunca yazı arasında en çok yemek tariflerinin ilk sıraya çıkma sebebi google aramaları işte...
Bazen gıcık oluyorum bu duruma. Ben yemek bloğu açmadım ki, niye onca yazı arasında bunlar çıkıyor diye ama işte google sağolsun:)
Bir de 'anneme mektup' meselesi var... Kaç kişi annesine benim yazdığım mektuptan yazdı çok merak ediyorum:)
İşte bundan sebep, ben de sağ tarafa 'en çok tıklanan yazılar' la birlikte ' en çok tıklanmasını istediğim yazılar' bölümü açtım :))
Hayırlı uğurlu olsun...
Sizin için insanları buraya getiren cümlelerin bazılarını, özellikle beni gülümsetenleri ya da değişik gelenleri buraya yazıyorum belki sizi de gülümsetir:))
Bilal-i Habeşiye hz Haticenin verdiği ekmek (bunu ben de merak ettim açıkçası)
namaz kılan insanın sevgilisi varsa... (bu arkadaşa üzüldüm belli ki arada kalmış)
Allah aşkı amerikada şeytanla ( bu nedir çözemedim:))
Müstehcen filmler (tam tersini yazıp gelmeliydi ama başlık dikkatini çekti sanırım. Bir bilseniz o kadar çok insan arıyor ki bunu:( )
Nur cemaatinden izlenebilecek film listesi (buna çok güldüm)
Aşkın peşinde dizisinde okunan ezan ( diziden bile haberim yok oysa)
Azına kanaat gelmeyen çoğuna nasıl gelsin
Berat kandili çabuk kabul ( kolaya kaçma teşebbüsleri:))
Bir genç kızın çeyizi islami hikayesi (böyle bir hikaye var demek...)
Ellerin uyurken aldığı şekiller
Farklıydı bizimkisi aynı
Histerik savrulma / teselli /yanlızlık
İlla birşeyler paylaşmak mı lazım
İnsan huşuya girince ne olur
İnsan tatlısı ( bu ne ya:))
İnsanlar neden bu kadar çabuk sevdiklerinden vazgeçerler anlamıyorum...
İnsanlardan öylesi de vardır ki bazı şeyleri Allahı sever gibi severler (tövbe tövbe...)
Kaderle pazarlık olur mu (olmaaaaazzzz)
Kopya vermenini günahı :)
Namaz kılan heykel ( öyle şey mi olur hiç)
Neden böyle oldu bilmiyorum mektup
Siz çok şey anlatmak istersiniz az şey anlamaya meyilli mi ( insanlar acı çekiyor yaaa)
Sıcacık memleketten sıcak iyi geceler (bu tam beni anlatıyor:))
Ucuz insanların dinden bahsetmeleri
Zahide kabak
Zorla mutluluk olur mu
Düğün için mutluluklar
10 yaş çocuk oyuncu aranan filmler
Bir onunla konuşurken kalbimin sol tarafı
Uyurken elde yazılan Allah yazısı
Daha var ama sıkmayayım sizi..
Aslında beni çok güldüren başka cümleler de vardı ama niyeyse gözükmedi şimdi.
Şimdi tuhaf geliyor ama kimbilir ben neler yazdım o arama çubuğuna???
Neyse, kim ne vesileyle geldiyse geldi, hoşgeldi.
Belki aradığını bulamadı ama sefa getirdi...:)))
5 Temmuz 2013 Cuma
Hayirli Cumalar
2 Temmuz 2013 Salı
Teflon Tavadaki Meyveli Yaşpasta??? :))
Sabah Akşam Alınması Gereken Başka Bir İlaç
Latif ve Kerim olan Rabbimiz bize güzel olanı emrettikten sonra, o güzelliğin uygulamasının nasıl olması gerektiğini de öğretmiş, ve yaşayışıyla bizlere en güzel örnek olan (sav) da, hayatında bizzat bütün bu güzellikleri uygulayarak mevzuun olabilirliğini isbatlamıştır.
İşte dua da, Efendimiz'in (sav) hayatının her anında olan bir güzellik, belki de en sevdiğine bağlanma şeklidir... Evet O (sav) tam bir dua insanıdır.
Dua mecmuasını incelerken görmüştüm; Efendimiz (sav) abdest alırken, camiye girerken, camiden çıkarken, namazın içinde ve akabinde, yemek yerken, uyumadan önce, gece kalktığında, aynaya bakarken, rüzgar eserken, yağmur yağarken, gök gürlerken, her işinde, her faaliyetinde ve her durumda değişik şekillerde ve muhtelif ifadelerle dualar etmiştir. Horoz öterken bile ettiği özel bir dua varmış, düşünsenize...
Böyle bir insanın sürekli Allah'la irtibat halinde olduğu aşikardır, öyle değil mi?
Ben size daha önce, Resulullah'ın ettiği dualardan paylaşmak istediğimden bahsetmiş ve konuya da sabah akşam dualarıyla başlamıştım....
İşte bugün de yine böyle bir duadan bahsetmek istiyorum. Bizler biliyoruz ki, daha önce kabul edilmiş dualarla dua etmek duanın makbuliyetini arttırdığı gibi, Resulullah'ın (sav) kelimeleriyle, tavsiyesine uygun olarak dua etmek bize hem sünnet sevabı kazandıracak, hem de herşeyin en güzelini bilenin yaptığını yapmış olma garantisini...
Öyleyse bugünün duasına geçelim:
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ.
Adı(nın anılması)yla ne yerde ve ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.
İzah: Hulefay-ı Raşidîn Efendilerimizden biri olan Hazreti Osman’dan (radiyallahü anh) rivayet edilen bu dua hakkında Efendimiz (aleyhisselam) bizlere şu güzel haberi veriyor: “Her kim bu duayı her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa okursa artık ona hiçbir şey zarar veremez.”
Ebû Davud’da geçen başka bir rivayette ise Efendimizin ”hiçbir belaya maruz kalmaz” dediği nakledilmiştir.
Ayrıca bu hadis-i şerîfin rivayetinde şöyle bir de hadise nakledilir: Hadisin ravîlerinden olan Ebân ibn-i Osman (radiyallahü anh) kısmî bir felce maruz kalır. Ondan bu hadîsi duyan arkadaşlarından birisi, ona, başına gelen bu hadiseyi îma eder bir tavır içinde bakmaya başlayınca Hazreti Ebân ona: ”Niçin bana öyle bakıp duruyorsun? Hadis-i şerif gerçekten de benim size naklettiğim gibidir; ben yalan söylemedim. Benim bu durumuma gelince, ben bu gün o duayı okumayı unutmuştum. Allah’ın (celle celâlühû) kaderi de işte bu şekilde tecellî etti” der. Bu hadiseden hareketle olsa gerek, öteden beri, mezkûr duanın herhangi bir felç rahatsızlığına karşı insan için bir kalkan mesabesinde olduğu yönünde yaygın bir kanaat varolagelmiştir.
(Sahîh-i Buharî, Deavât, 3310; Sünen-i ibn-i Mace, Dua, 3809)
Burda mevzuyu sadece bir felç hastalığına bağlamak hadis-i şerifin anlamını daraltmak olur. Bizler biliyoruz ki, başımıza gelen musibetler, hastalıklar elbette ki bu dünyadaki bir takım sebeplere bağlanmıştır. Aynı şekilde çözümü de bu dünyada bulunmaya çalışılmalıdır.
Sözgelimi kanser olan bir insanın bu bana Allah'tan geldi deyip tedavisini bulmaya çalışmaması cebrilik olur, asla bu şekilde yapmamalı tedavisi için her yolu denemelidir.
İşte hadiste geçen 'yerden birşey ona zarar veremez' kısmı bu anlama işaret eder.
Ancak diğer taraftan yine biliyoruz ki, bazı hastalıklar da, tedaviye cevap vermemekte, belki başka sebeplere dayandırılmaktadır. İşte hadisteki 'gökten zarar verme' ifadesi de buna işaret eder.
İster öyle, ister böyle her iki durumda da insan, “Müsebbibü’l-Esbâb” (yani tüm sebeplerin yaratıcısı) olan Allah’a sığınmak mecburiyetindedir. Çünkü yapılan tedavilere tesir gücü vermek ve şifayı ihsan etmek, sadece ve sadece Allah’ın elindedir. Hatta, insan hissiyatı açısından meseleye baktığımızda, netice itibarıyla Allah’a sığınma daha makul ve daha mantıkîdir.
O zaman diyebiliriz ki, bu duayı ettiğimizde başımıza gelmesi muhtemel belalara karşı kalkanımızı kuşanmış olacağız.
Hey, yanlız dikkatinizi çekerim bunu ben değil Resulullah (sav) söylüyor...:)
O zaman devayı çeşitli yerlerde arayıp, 'kardeş bana bir oku, içim daralıyor' diyen insanlara bu duayı tavsiye edebiliriz:)
Tabi önce kendi hayatımıza yerleştirmemiz lazım...
1 Temmuz 2013 Pazartesi
Süprizzzz: Suyun Ötesinden Can Geldi!!
Sanirim herkes iyi süprizleri sever, öyle değil mi?
Süprizle karşılaşmak çoğu zaman güzel de, süpriz yapmak da çok zevkli birşey aslında...
İnsanlar şaşırtmayı seviyor, mutlu etmeyi de... E hem mutlu edip hem şaşırtmak da süpriz dedikleri şey oluyor işte...
Üniversite yıllarımdaydı.. Kaçıncı sınıftım hatırlamıyorum. Memlekete gidişler hep heyecan dolu olurdu, bilirsiniz.. Anneme kavuşacak, onu görecek olmak, evimde odamda birkaç sakin gün geçirmek çok ihtiyaç duyduğum şeylerdi.. Gerçi birkaç gün sonra sıkılmaya başlardım ama, yine de gidişler heyecen, dönüşler hüzün dolu olurdu hep.
Bayram ya da uzun tatil değilse çok gitmezdim ben, o yüzden gidişlerim daha kıymetliydi.
Yine bir memleket ziyaretimdeydi... Bu sefer anneme geleceğimi söylememiş, süpriz yapmayı kafaya koymuştum. Eve varmak üzereyken annemi aradım ve normal, her zamanki gibi muhabbet etmeye başladık. Evin kapısına kadar gitmiştim ama annemin hala geleceğimden haberi yoktu.
Sonra kapıyı çaldım ( bu arada hala telefondayız). Canım annem dedi ki: "kızım bekle bir dakika kapı çalıyor", sonra açtı kapıyı ve tabi ki karşısında beni görünce hem çok şaşırdı hem çok sevindi...
Çok eğlenceliydi çok...
Şimdiye kadar yaptığım yapacağım en büyük süpriz ola ola bu kadar oldu anneme.
Ama annem geçen gece benim için bundan çok daha büyük bir süpriz planlamış...:)
Yeğenim gelecekti yazı burda geçirmek için. Ben de heyecanla onu bekliyor, bir yandan da hazır yeğenim geliyorken annem de ona eşlik ese diye düşünüyordum ama gel gör ki Türkiyeden göndermiyorlar, annem de yol uzundu masrafı çoktu derken gönüllü gözükmüyordu. Mecbur kabullendim gelmeyeceğini...
Yeğenimin geleceği gece, Amerika içindeki uçağı kaçırınca gelmesi dört saat kadar gecikmiş, vakit sabaha yaklaşmıştı. Ben de, uyanmış küçük misafirimin gelmesini bekliyordum. Nitekim kapı açıldı, bir senedir görmediğim yeğenimle bir güzel sarmaştık:)
Sonra yeğenim beni arabada eşyalar var diye eşimin yardıma çağırdığını söyledi. Ben koca valizlere nasıl yardım edeceğim acaba diye düşünerekten dışarı çıktım ve bagajdaki küçük çantayı alıp eve girmek üzere geri döndüm. Ve işte o an annemi gördüm arkamda. Yarı ağlamaklı, yarı sessiz kahkahalı:) enterasan bir kucaklaşma gerçekleşti...
Velhasıl, annem yıllar önceki süprizimin rövanşını almış oldu:))
Uzak diyarlarda gurbette olanlar çat kapı anne gelmesinin nasıl bir hissiyat olduğunu bilirler sanırım. Bu yazı da benim için çok çok güzel bu olayın hatırası olsun:)
Süprizler güzel şeyler;)
Önce Rabbime, sonra da bu süprizde emeği geçen herkese, özellikle fikir babası yengeme:) burdan çok teşekkür ediyorum...
Yengeme not: Bu kesin senin fikrin tamam ama o aynalı dolabı salona almak gerçekten benim fikrimdi:)))






