5 Temmuz 2013 Cuma

Hayirli Cumalar



                                                       Hayirli Cumalar,
                        Rabbim kalbinizden gecen dualari hayirlisiyla kabul etsin... 
            Guzel anlarin kiymetini bilip idrak edenlerden olmayi nasip etsin insallah...

Devamını oku...

2 Temmuz 2013 Salı

Teflon Tavadaki Meyveli Yaşpasta??? :))


Evlenip de Amerika'ya geldiğimde, ne oturacağım evim belliydi, ne de içindeki eşyalar...
Yeni evli olmanın, aslında daha çok Türkiye'den yeni gelmiş olmanın etkisiyle bakış açım biraz daha farklıydı o zamanlar...
Bir odalı evde oturamazmışım gibi gelirdi mesela... Ya da ikinci el eşya kullanamazmışım gibi... Ama 20 gün kadarlık o ev arama süresinde anladım ki, ne tek odalı ev büyük bir sorundu ne de ikinci el eşya...
Evet, ilk evim bir oda bir salon oldu bir şekilde ve eşyalarım da Türkiye'ye giden insanların bırakıp gittiği eşyalar... Yaşadıkça anladım ki, bunda birşey yok, burda birçok insan böyle yaşıyor ve kimse bu durumu garipsemiyor. Sanırım burasının en sevdiğim özelliği bu... Türkiye'ye gidince çok yabancı geliyor o konuşmalar, kendini başkalarına beğendirme çabaları, markalar... İstediğim gibi rahat giyinebilmeyi çok seviyorum mesela burda. 

Amerika'da yaşayanlar neyden bahsettiğimi çok iyi anladı biliyorum...

Çünkü hepimizde nasılsa burda geçiciyiz birgün gideriz hissiyatı var ve tabi ki sürü psikolojisi:) 'Herkes böyle yaşıyor' rahatlığı...

Oysa bu dünyada da geçiciyiz keşke unutmasak? Olmazsa olmaz zannettiğimiz bazı şeylersiz aslında ne kadar kolay olunduğunu bilsek keşke... Keşke başkaları nasıl görür diye hiç kafamıza takmasak.. Tıpkı burdan nasıl olsa gideceğiz diye düşündüğümüz ve hayatımızı ona göre ayarladığımız gibi, nasıl olsa dünyadan da gideceğiz diye düşünüp dünya hayatımızı da ona göre planlasak...

Bir dakika ya, teflon tavada yaşpastanın bütün bunlarla ne alakası var merak ediyorsunuz değil mi? :) 

Bu basit bir mutfak hikayesi sadece...

Türkiye'den yeğenim geldi demiştim ya, onun için bir yaşpasta hazırlayayım dedim... Kızım uyurken hızlı çekimde hepsini bitirme niyetiyle acele ederken yaptığım pasta kremasının soğumasını bekleyemedim ve krema daha çok duruyken pastanın arasına ve üstüne sürmeye kalktım. İşte yukarda anlattığım sebeplerden dolayı normal bir servis tabağına koyduğum pandispanyadan krema hızla aşağı süzülmeye başladı ve ben o panikle bir türlü uygun bir tabak ya da tepsi bulamadım. İşte o an elimde bu durumu kurtaracak tek kabın teflon tavam olduğunu farkedip tabağı tavanın içine oturttum. 



Çok komik göründü ama işe yaradı:)) 

Aslında yukardaki mevzuyla çok da bağlantılı değil bu olay, çünkü yeteri kadar hatta fazlasıyla mutfak malzemem var, geniş yuvarlak tepsim olmaması mutfak eşyası sıkıntısı çektiğim anlamına gelmez ama bu küçük olay bana çözmek istediğimizde az malzemeyle de sorunu çözebileceğimizi düşündürdü...

Öyle işte... :)

İki katlı olsun diye, bir pandispanya malzemeleriyle iki farklı boylardaki kalıplarda pişirip birleştirdiğim bu pastanın tarifi için ayrı bir post hazırlayacağım inşallah...

                               



Allah'a emanet olun...:))




Devamını oku...

Sabah Akşam Alınması Gereken Başka Bir İlaç

Dua etmenin kul için aslında ne anlama geldiğinden bu yazımızda bahsetmiştik.
Latif ve Kerim olan Rabbimiz bize güzel olanı emrettikten sonra, o güzelliğin uygulamasının nasıl olması gerektiğini de öğretmiş, ve yaşayışıyla bizlere en güzel örnek olan (sav) da, hayatında bizzat bütün bu güzellikleri uygulayarak mevzuun olabilirliğini isbatlamıştır.

İşte dua da, Efendimiz'in (sav) hayatının her anında olan bir güzellik, belki de en sevdiğine bağlanma şeklidir... Evet O (sav) tam bir dua insanıdır.

Dua mecmuasını incelerken görmüştüm; Efendimiz (sav) abdest alırken, camiye girerken, camiden çıkarken, namazın içinde ve akabinde, yemek yerken, uyumadan önce, gece kalktığında, aynaya bakarken, rüzgar eserken, yağmur yağarken, gök gürlerken, her işinde, her faaliyetinde ve her durumda değişik şekillerde ve muhtelif ifadelerle dualar etmiştir. Horoz öterken bile ettiği özel bir dua varmış, düşünsenize...

Böyle bir insanın sürekli Allah'la irtibat halinde olduğu aşikardır, öyle değil mi?

Ben size daha önce, Resulullah'ın ettiği dualardan paylaşmak istediğimden bahsetmiş ve konuya da sabah akşam dualarıyla başlamıştım....

İşte bugün de yine böyle bir duadan bahsetmek istiyorum. Bizler biliyoruz ki, daha önce kabul edilmiş dualarla dua etmek duanın makbuliyetini arttırdığı gibi, Resulullah'ın (sav) kelimeleriyle, tavsiyesine uygun olarak dua etmek bize hem sünnet sevabı kazandıracak, hem de herşeyin en güzelini bilenin yaptığını yapmış olma garantisini...

Öyleyse bugünün duasına geçelim:

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ.

Adı(nın anılması)yla ne yerde ve ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.


  İzah: Hulefay-ı Raşidîn Efendilerimizden biri olan Hazreti Osman’dan (radiyallahü anh) rivayet edilen bu dua hakkında Efendimiz (aleyhisselam) bizlere şu güzel haberi veriyor: “Her kim bu duayı her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa okursa artık ona hiçbir şey zarar veremez.”

Ebû Davud’da geçen başka bir rivayette ise Efendimizin ”hiçbir belaya maruz kalmaz” dediği nakledilmiştir.

Ayrıca bu hadis-i şerîfin rivayetinde şöyle bir de hadise nakledilir: Hadisin ravîlerinden olan Ebân ibn-i Osman (radiyallahü anh) kısmî bir felce maruz kalır. Ondan bu hadîsi duyan arkadaşlarından birisi, ona, başına gelen bu hadiseyi îma eder bir tavır içinde bakmaya başlayınca Hazreti Ebân ona: ”Niçin bana öyle bakıp duruyorsun? Hadis-i şerif gerçekten de benim size naklettiğim gibidir; ben yalan söylemedim. Benim bu durumuma gelince, ben bu gün o duayı okumayı unutmuştum. Allah’ın (celle celâlühû) kaderi de işte bu şekilde tecellî etti” der. Bu hadiseden hareketle olsa gerek, öteden beri, mezkûr duanın herhangi bir felç rahatsızlığına karşı insan için bir kalkan mesabesinde olduğu yönünde yaygın bir kanaat varolagelmiştir.

        (Sahîh-i Buharî, Deavât, 3310; Sünen-i ibn-i Mace, Dua, 3809)

Burda mevzuyu sadece bir felç hastalığına bağlamak hadis-i şerifin anlamını daraltmak olur. Bizler biliyoruz ki, başımıza gelen musibetler, hastalıklar elbette ki bu dünyadaki bir takım sebeplere bağlanmıştır. Aynı şekilde çözümü de bu dünyada bulunmaya çalışılmalıdır.
Sözgelimi kanser olan bir insanın bu bana Allah'tan geldi deyip tedavisini bulmaya çalışmaması cebrilik olur, asla bu şekilde yapmamalı tedavisi için her yolu denemelidir.

İşte hadiste geçen 'yerden birşey ona zarar veremez' kısmı bu anlama işaret eder.

Ancak diğer taraftan yine biliyoruz ki, bazı hastalıklar da, tedaviye cevap vermemekte, belki başka sebeplere dayandırılmaktadır. İşte hadisteki 'gökten zarar verme' ifadesi de buna işaret eder.

İster öyle, ister böyle her iki durumda da insan, “Müsebbibü’l-Esbâb” (yani tüm sebeplerin yaratıcısı) olan Allah’a sığınmak mecburiyetindedir. Çünkü yapılan tedavilere tesir gücü vermek ve şifayı ihsan etmek, sadece ve sadece Allah’ın elindedir. Hatta, insan hissiyatı açısından meseleye baktığımızda, netice itibarıyla Allah’a sığınma daha makul ve daha mantıkîdir.

O zaman diyebiliriz ki, bu duayı ettiğimizde başımıza gelmesi muhtemel belalara karşı kalkanımızı kuşanmış olacağız.

Hey, yanlız dikkatinizi çekerim bunu ben değil Resulullah (sav) söylüyor...:)

O zaman devayı çeşitli yerlerde arayıp, 'kardeş bana bir oku, içim daralıyor' diyen insanlara bu duayı tavsiye edebiliriz:)
Tabi önce kendi hayatımıza yerleştirmemiz lazım...

Devamını oku...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Süprizzzz: Suyun Ötesinden Can Geldi!!

Sanirim herkes iyi süprizleri sever, öyle değil mi?

Süprizle karşılaşmak çoğu zaman güzel de, süpriz yapmak da çok zevkli birşey aslında...

İnsanlar şaşırtmayı seviyor, mutlu etmeyi de... E hem mutlu edip hem şaşırtmak da süpriz dedikleri şey oluyor işte...


Üniversite yıllarımdaydı.. Kaçıncı sınıftım hatırlamıyorum. Memlekete gidişler hep heyecan dolu olurdu, bilirsiniz.. Anneme kavuşacak, onu görecek olmak, evimde odamda birkaç sakin gün geçirmek çok ihtiyaç duyduğum şeylerdi.. Gerçi birkaç gün sonra sıkılmaya başlardım ama, yine de gidişler heyecen, dönüşler hüzün dolu olurdu hep. 


Bayram ya da uzun tatil değilse çok gitmezdim ben, o yüzden gidişlerim daha kıymetliydi. 


Yine bir memleket ziyaretimdeydi... Bu sefer anneme geleceğimi söylememiş, süpriz yapmayı kafaya koymuştum. Eve varmak üzereyken annemi aradım ve normal, her zamanki gibi muhabbet etmeye başladık. Evin kapısına kadar gitmiştim ama annemin hala geleceğimden haberi yoktu.

Sonra kapıyı çaldım ( bu arada hala telefondayız). Canım annem dedi ki: "kızım bekle bir dakika kapı çalıyor", sonra açtı kapıyı ve tabi ki karşısında beni görünce hem çok şaşırdı hem çok sevindi... 

Çok eğlenceliydi çok...

Şimdiye kadar yaptığım yapacağım en büyük süpriz ola ola bu kadar oldu anneme. 

Ama annem geçen gece benim için bundan çok daha büyük bir süpriz planlamış...:)


Yeğenim gelecekti yazı burda geçirmek için. Ben de heyecanla onu bekliyor, bir yandan da hazır yeğenim geliyorken annem de ona eşlik ese diye düşünüyordum ama gel gör ki Türkiyeden göndermiyorlar, annem de yol uzundu masrafı çoktu derken gönüllü gözükmüyordu. Mecbur kabullendim gelmeyeceğini...


Yeğenimin geleceği gece, Amerika içindeki uçağı kaçırınca gelmesi dört saat kadar gecikmiş, vakit sabaha yaklaşmıştı. Ben de, uyanmış küçük misafirimin gelmesini bekliyordum. Nitekim kapı açıldı, bir senedir görmediğim yeğenimle bir güzel sarmaştık:) 

Sonra yeğenim beni arabada eşyalar var diye eşimin yardıma çağırdığını söyledi. Ben koca valizlere nasıl yardım edeceğim acaba diye düşünerekten dışarı çıktım ve bagajdaki küçük çantayı alıp eve girmek üzere geri döndüm. Ve işte o an annemi gördüm arkamda. Yarı ağlamaklı, yarı sessiz kahkahalı:) enterasan bir kucaklaşma gerçekleşti...


Velhasıl, annem yıllar önceki süprizimin rövanşını almış oldu:))


Uzak diyarlarda gurbette olanlar çat kapı anne gelmesinin nasıl bir hissiyat olduğunu bilirler sanırım. Bu yazı da benim için çok çok güzel bu olayın hatırası olsun:)


Süprizler güzel şeyler;)


Önce Rabbime, sonra da bu süprizde emeği geçen herkese, özellikle fikir babası yengeme:) burdan çok teşekkür ediyorum...


Yengeme not: Bu kesin senin fikrin tamam ama o aynalı dolabı salona almak gerçekten benim fikrimdi:)))


Devamını oku...

28 Haziran 2013 Cuma

Adı: Focaccia!!

Bahsetmek istediğim o kadar çok kitap var ki aklımda.. Ama malesef buraya getiremediğimden, hepsi memleketimde şimdilerde yanlız ve soğuk olan odamda kaldığından, ben de kitap tanıtımı yaparken içinden alıntı yapıp sayfalarının fotoğrafını çekmek istediğimden:) elim gitmiyor bir türlü yazmaya... Evet, pdf'ini aradım, online da baktım en sevdiklerimi bulamadım. Yazarın mail adresini bulsam ondan bile isteyecektim ama onu da bulamadım:)

Eee kitap tarifi veremeyince ben de yine ekmek tarifi vereyim dedim. İnsan ekmeğini hergün kendi yapınca ( Allahım ekmek makinasının yaptığı ekmeğe kendi yaptığım dediğim için beni affet:)) en çok ekmek tarifi veresi geliyor.
Hele bir de güzel olursa.. Bir de bakmışım fotoğraflarını çekiyorum.

Geçenlerde yatmadan önce makinaya ekmek malzemesi koymaya üşendim. Ya işte bazen bu kadarcığına bile üşenebiliyor insan...
Ertesi gün de ekmeksiz kalınca makinanın kitapçığında hamuru herşeyiyle 45 dk'da hazır olan bu ekmeği deneyeyim dedim.



Sevk-i ilahi olmuş, iyi ki de demişim. Pek lezzetliydi...

Adını telafuz etmekten aciz olduğum bu ekmek: İtalyan Yassı Ekmeği olarak da bilinen Focaccia!

Şimdi, italyan yassı ekmeği demek nerdeee, Focaccia demek nerdee. Siz bu ekmeği yaparsanız sofraya Focaccia diye getirin, havanız olsun:))

Üzerine deniz tuzu olacak muhakkak sakın aman deniz tuzu yerine sofra tuzu koyayım demeyin, benim demişliğim var, iyi olmuyor;) Deniz tuzu yoksa koymasanız da olur...

Bir de yine süt tozu meselesi var.Bildiğiniz gibi daha önce süt tozu ile yoğurt yapmıştım. Bu ekmeğin içinde de var. Süt tozunun zararlı olduğunu söyleyen de oldu ama ben araştırdım biraz, ekmeğin besin değerini ve dayanıklılığını arttırıyormuş. Bir de hamurun kıvamını çok güzelleştiriyor bence. Fakat şöyle bir durum var, malesef Türkiyede aldığımız ürünün helal olup olmadığı çok da net olamayabiliyor. Süt tozunun içine de birşeyler karıştırdıklarını duymuştum. Burda bunu ayırd etmek kolay oluyor, Türkiye de almak isterseniz dikkat edin. Benim bildiğim, bazı aktarlarda var en doğalı...

Allah'ım kim derdi birgün adı Focaccia olan bir ekmek tarifi vereceğim???  :)






Focaccia için malzemeler;



Yapılışı:

Makinada yapıyorsanız;

Malzeme listesindeki sırasıyla eklemelerinizi yapın ve makinayı hamur programında çalıştırın. Eğer makinanızın pizza hamur programı varsa orda da çalıştırabilirsiniz.

Elde yapıyorsanız,
Önce sıvıları sonra diğer malzemeyi ekleyin ve hamurunuzu iyice yoğurun.

Hamur iki katına çıkınca;

Uygun bir tepsiyi yağlayarak hamurunuzu ellerinizle, hamur 1 cm kalınlığında olacak kadar genişletin. (Kitapta böyle diyordu ama ben bu şekilde yapınca iki ekmeğim çıktı, biri azıcık küçüktü)


Üzerine parmaklarınızla bastırdıktan sonra yarım saat dinlendirin.
Yarım saat sonra zeytinyağını fırça yardımıyla ekmeğin üzerine sürün, ardından fesleğen ve kekiği serpiştirin. (bence zeytinyağını sadece bir kaşık koyun fesleğen ve kekiki de bir tatlı kaşığı ekleyin, ben bir dahaki sefere öyle yapacağım inşallah.)
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üstü kızarana kadar pişirin.


Afiyet olsun, yaparsanız Rabbim ağız tadıyla yemek nasib etsin...
 
Bir de küçük not: Tariflerimi yapıp beğenen sevgili arkadaşlarım , yorumlarınızı buraya da yazsanız da boşluğa konuşuyor gibi olmasam:) Bazen kendi kendime konuşuyormuş gibi hissediyorum, iyi olmuyor...:)))
Devamını oku...

26 Haziran 2013 Çarşamba

Ben Sevdim: Osmanlı Tokadı

Bugün size yine minik bir tavsiye yazısı hazırladım.
Bir tv dizisi tavsiyesi.
Sanırım Türkiye'de yüzlerce dizi var artık kanallarda. Çok şükür bu konuda cahil sayılabilirim. Geçenlerde eşime bir arkadaşı bir diziden bahsetmiş. Biz de yemek yerken açıp bakalım nasıl birşeymiş dedik.. Şimdi her fırsatta açıp izlediğim bir dizi haline geldi. Pek sevdim gerçekten:)

Dizinin adı: Osmanlı Tokadı. Ben seviniyorum böyle dizileri görünce. Eskiden dini hiçbir ima bile olamazdı dizilerde. Toplumumuzun o tarafı hep görmezden gelinirdi. Hatta belki sadece yüzde beşlik kısmının yaşadığı hayat sanki herkesin hayatı gibi anlatılır ve ciddi de reyting alınırdı. Eminim hala vardır öyle diziler. Ama böylesine hem komedi, hem de hakikatlerle -üstelik çok sevimli bir şekilde- dolu olan bir dizinin varlığı bile mutlu etti beni. 
Hakikatlerle dolu derken, olaylardan bahsetmiyorum. Bahsettiğim arada verilen mesajlar.. Afedersiniz gözümüze sokuyor gibi değil de, mizahla, biraz da macerayla aktarılan hakikatler... Evet kabul, olaylar çok sıradışı. Ama vampir filmlerinin bile acayip beğeni topladığı bir dünyada yaşıyoruz biz:)

Bu dizi amiyane tabirle -çaktırmadan- mesaj veriyor:))

Dizi dediğin böyle olacak; ne acı dolu olaylarla 'eee yeter be' dedirtecek, ne de komedi diye oturup bir ton gariplik izlettirecek...

Bir kere Osmanlı var işin ucunda ya sevilmez mi hiç? Mehteri duyunca kalbi titreyen bir insanım ben, yüksek sesle eşlik eden... Tarihi çok seven ender sayısalcılardandım hep. 

Dizinin konusuna gelelim mi artık?

İki çok komik yeniçeri, Doğan Bey ve Şahin Bey, İstanbul'un fethinden birkaç gün önce, vazife yerlerini terk etmelerinden sebep, Akşamseddin hazretleri tarafından günümüze gönderilirler. Bu vazifeyi terkediş bile Uhuddaki yerini terkeden okçulara benzetiliyor mesela...
Günümüzde iki yeniçeri hayal edin bakalım, telefon nedir bilmez, araba nedir bilmez... Bu bilmezlikler de çok komik olmuş. Sonra bir bakarlar ki, kendi zamanlardındaki birçok insanın izdüşümü gibi birşey vardır bu zamanda da; hepsinin benzerleri... Ve bir amaç için gönderilmişlerdir günümüze, bir vazifeleri vardır: İstanbul'u içten yıkmak isteyenlerden kurtarmak... Yüzyıllardan içimizi kemiren düşmana da gönderme var yani, bizi kendimize yabancılaştıran.. Sultan olması gereken Fatihleri, kendi kimliğinin farkında olmayan, güzel olan neye ilgi duyuyorsa hepsini elinden alan, insanlığa küstüren, kaprisli hale getiren,herşeye lanet ettiren bir düşman.. Biri beni durdursun, yine kaptırdım kendimi:))

Senaryoyu yazan bir kere hem çok zeki, hem ciddi güzel bir mizah duygusu var, hem dini bilgisi yerinde, hem de tarih bilgisi çok iyi. 

Dizide Muhteşem Yüzyıl'a da gönderme yapıyorlar ki ben her seferinde gülmekten bir hal oluyorum. Dizide Gazanfer komser, dizinin adı bir şekilde her geçtiğinde, 'ben o diziyi izlemiyorum ama şehzade var bir tane ona haksızlık ediyorlar' gibi birşeyler söylüyor. Bir şekilde şehzadelerden bahsediyor yani. Aslında dizide çok daha komik ve altı çizilesi cümleler var da, bu aklıma ilk gelen oldu, çünkü Muhteşem Yüzyıl hakkında atıp tutan, izlemiyorum dediği halde izleyen o kadar çok insan var ki... Bu meseleyle bile -çaktırmadan- dalga geçilmiş. 

Dizi hakkında google da dolaştım biraz ve başrol oyuncularının, Fatih ve İstanbul'un, gerçek hayatta üç yıldır herkese örnek bir evliliği olduğunu öğrendim. Böyle olması da hoş geldi bana...:))

Velhasıl, ben daha altı bölüm izledim ama çok sevdim, çok eğlendim, size de tavsiye ediyorum. 







Devamını oku...

25 Haziran 2013 Salı

Namaz Serisi: Abdestinize Anlam Kazandırın.. (8)

 Namaz Serisi 1  2  3  4  5  6 7 8

Bu yazı namazın içine girmeden önceki son yazı olacak. Konumuz, abdest. Çok uzun bir yazı olmasın diye ben biraz kısalttım ama abdestle alakalı azıcık bir araştırma yapsanız ciddi ve önemli bilgiler elde eder ve onun ne kadar kıymetli olduğunu idrak edersiniz...

Hepimiz biliyoruz ki, abdest namaz için ön şartlardan biridir. Birçoğumuz da abdesti sadece bir araç olarak görür. Bazısı, 'abdestim tam olmazsa namazım olmaz, abdest de bu yüzden önemlidir' diye düşünür ama aslında abdest dediğimiz güzellik bundan çok daha fazlasıdır. Belki 10, belki 20, belki 30 yıl abdest alıp namaz kılmış olup da onun hayatımıza getirdiği güzelliklerin farkında olmamak ne acıdır... Abdestin de kendine ait sırlı güzellikleri vardır fakat bu sırların farkına varabilmek için önce niyetimizi şekillendirmeliyiz...

(Mesela bakın şu hadise nasıl da güzel anlatır abdestli olmanın kıymetini;

Re­sû­lul­lah Efendimiz bir gün Hz. Bilâl’e, “Yâ Bilâl, [Mirac Gecesi’nde] Ceb­rail’le birlikte cennete girerken arkamda ayak seslerini duydum. Cebrail’e, ‘Bu ayak sesleri kimindir?’ diye sordum. Cebrail bana, ‘Bilâl’indir.’ dedi. Sen hangi hayırlı işleri yapıyorsun ki bu dereceye vardın?” diye sordu. Hz. Bilâl şöyle de­di:

“Yâ Re­sû­lal­lah, farzları yerine getiriyorum. Bir de her zaman abdestli bulun­maya dikkat ediyorum.”)

(Ayrıca biliyoruz ki birçok alim zatın annesi, bebeği karnındayken abdestsiz ayaklarını yere basmadıklarını ifade etmiştir ki bu da abdestli olmanın önemini anlatmaya yeter...)

Niyet

Abdullah bin Mübarek hazretlerinini şöyle bir sözü var:

"Küçük zannedilen öyle ameller vardır ki, baştaki niyetten dolayı kıymet kazanmış ve büyük zannedilen öyle ammeller de vardır ki, baştaki niyetten dolayı küçülüp gitmiştir."

(Niyet konusu oldukça geniş ve önemli bir konu belki bunu daha sonra etraflıca konuşuruz)
Belki de abdest almakla alakalı değiştirmemiz gereken ilk şey, abdest aldığımızda ne kadar sevap kazandığımız meselesi.. ( yani abdestin be kadar kıymetli ve karlı olduğunu anlama meselesi)
Şimdi bazıları şöyle diyebilir; ' ben zaten abdesti bütün sünnetleriyle, suyu israf etmeden, söylemem gereken duaları okuyarak alıyorum'. Tabi ki bu çok anlamlı, anlamlı olduğu kadar önemli ama farkettiyseniz bu yaptıklarımızın hepsi abdestin dışında.
(ya gördük mü bakın yine kalb gerekiyor, abdestte de! İşin için de illa ki kalb olacak ve bunun için de farkındalık)
Ibn Al Kayyum hazretlerinin de dediği gibi kul küçük bir amel işler de,bu ameli Allah katında, büyük amel işleyen insana göre daha kıymetlidir çünkü kalbi de yaptığı işin içindedir, hâzırdır.
Şu hikayedeki gibi; adamın biri camini kapısında içeri giremeyen şeytanı görür. Caminin içine göz attığında da görür ki, adamın biri yerde uyuyordur diğeri de ayakta namaz kılmaktadır. Şeytana sorar: "Girmeni engelleyen şu namaz kılan adam mı?" Şeytan cevap verir:"Hayır, şu yerdeki." Nedenini sorunca da der ki, "çünkü onun kalbi de orda"...

Şimdi kendimize soralım: Abdest alırkenki niyetimiz ne?
(Evet ben de dedim ki; niyet ettim Allah rızası için namaz abdesti almaya diyoruz ya, namaza hazırlık yani...)
Birçoğumuz diyecek ki, namaza hazırlanma niyetiyle abdest alıyoruz.  Fakat ihtiyacımız olan birşey daha var; kalbimizi işin içine katmak ve oraya bir niyet daha eklemek -ki bu yaptığımız da sırf Allah için olsun.

Bu güzel amele bir niyet daha ekleyelim mi? Yaradılmışların en güzeli olan Resulullah'ın ﷺ sünnetini takip ediyor olmanın niyeti. Bu aldığımız abdesti olabilecek en güzel hale getirmeye yardımcı olacak ve yine hatıra O'nu ﷺ getirdiği için abdestimiz başka bir anlam daha kazanacak.
(Şimdi ben burda şu hadisi hatırlatmasam olur mu? Olmaaaazzz:)): "Ahir zamanda kim sünnetime temessük ederse ( sıkı sıkı yapışırsa ) yüz şehit sevabı kazanır"
E biz bu andesti günde kaç defa alıyoruz, o zaman tam da sünnete uygun alalım da gelsin sevaplar:))

Sünnete tam uyarak abdest aldığım günleri hatırlıyorum da, küçük bir ibriği ( jar kelimesini ibrik olarak çevirdim ama...:)) suyla doldururdum, abdestin sonuna kadar yettiğini görünce de aslında ne kadar az suya ihtiyacımız olduğunu farketmenin şaşkınlığını yaşardım.

(Bildiğiniz gibi abdest alırken fazla su harcarsak mekruh oluyor. Yani böyle bir güzelliği bile mekruha çevirebiliyoruz. Belki abdest aldığımız yere göze çarpacak bir not şeklinde bu meseleyi hatırlatıcı bir yazı asabiliriz. Arada bu yazıyı değiştirmezseniz (rengini, yazı stilini ya da yerini) gözünüz alışır da notu farketmezsiniz.)
Kalbimizi işin içine dahil etmek için hissiyatımıza eklememiz gereken son fikir de şu olabilir; abdest bizi günahlarımızın bazılarından kurtarır.

Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:
“Müslüman kul, abdest alırken ağzına su verince ağzındaki günahlar çıkıp kaybolur, burnuna su verince burnunun günahları çıkıp kaybolur, yüzünü yıkayınca göz kapaklarının kenarlarına kadar yüzünün bütün günahları süzülüp gider. Ellerini yıkayınca tırnak altlarına kadar bütün ellerinin günahları süzülüp gider, başına su verince de kulak altlarına kadar başının bütün günahları süzülüp çıkar, ayaklarını yıkayınca da tırnak aralarına kadar ayaklarının bütün günahları süzülüp çıkar. Bundan sonra camiye kadar yürüyüp namaz kılması kendi için fazladan bir sevap olur.”

(Mahşer günü, mizanın başındasınız.. Sağ tarafta sevaplar, sol tarafta günahlar... Günahlar kaldırılıverse pek makbule geçecek ve belki en ufak bir günah temizliğine bile muhaç olacağız o gün... Rabbim merhametiyle muamele etsin)
(Hem şöyle düşünmek lazım; madem ki namaz benim için Rabbimle buluşma zamanı elbette ki bu buluşmaya giderken önce günahlarımdan temizlenmeliyim.
Düşünün ki, yeni bir kıyafet aldınız, önce yıkayıp sonra mı parfüm kullanırsınız yoksa önce parfüm sıkıp sonra mı yıkarsınız?)

Vesvese Problemi
Birçoğumuz biliyordur bu sorunu: tam abdest almış çıkarken, sağ kolunu yıkamadın, yüzünü bir kere yıkadın, dön bir daha al.. gibi düşünceler.

Eğer bu konu sizi her daim rahatsız ediyorsa yapmanız gereken şey, onu önemsememek. Yani ne kadar yıkamamış gibi hissetseniz de yıkadığınızı farz etmek. Namazda da aynısı geçerli. Yani bir insan sürekli üç rekat mı kıldım dört mü diye düşünüyorsa yapması gereken dört rekat kıldığını farz etmektir.
(Çünkü vesvese, kulun işini zorlaştırmak ve onu o amelden soğutmak için şeytanın çevirdiği bir dolaptır. Yapmak gereken şey, vesveseyi önemsememektir, Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi aynadaki yılan sadece görüntüdür, ısırmaz..)
Abdestten Sonra Okunacak Kıymetli Dualar

Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:
  “Kim güzelce abdest aldıktan sonra gözünü göğe kaldırarak “eşhedü ellâilâhe illallahu vahdehû lâşerike lehû ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû”derse istediğinden içeri girebileceği sekiz Cennet kapısı açılır.”

(Yaa, cennet kapılarında sıra beklemeye de gerek kalmasın diye yol göstermiş Yol Göstericilein En Güzeli :))

Ayrıca,

"Subhaneke Allahumme ve bi hamdik eşhedü en la ilahe illallahe ille ent estağfiruke ve etubu ileyk"

Abdestten sonra edilmesi tavsie edilen dualardan....

Ayrıca, abdest esnasında okunması tavsiye edilen dualar var ki, onunla alakalı burda gerekli bilgiyi bulabilirsiniz...
Rabbim abdest alırken kalbimizi de hâzır etsin inşallah... Amin


Konuyla ilgili diger yazılar için burayı tıklayabilirsiniz.

Devamını oku...